
Jagasaki normal bir kasabada polislik yapan, sevgisiyle yaşayan normal bir genç. Polislik işini sevse de bir o kadar da nefret ediyor. Çünkü Jagasaki'ye göre vurulması gereken kişiler var ve bu onun en büyük isteği/dileği. Bir gün metroda bir tane adam anomoliye dönüşüyor, bunun da sebebi o kişinin en çok istediği şeye dönüşmesinden kaynaklı. Bu güç de uzaydan gelen(sanırım) kurbağa ve baykuşlardan geliyor. Jagasaki orada iken içinde çok fazla vurma arzusu birikiyor ve ona gelen kurbağa ile birlikte isteği/dileği gerçeğe dönüşüyor ve bu güce sahip olupta kontrol edebilen kişiler Fractured Human oluyor, edemeyenler kontrolü kaybediyor ve bir daha insan olamıyor. Manga böyle başlıyor. Konusu gerçekten ilginç ve merak uyandırı. Manga, genellikle toplum, bencillik ve arzular, adalet ve eşitlilik, sevgi ve ilgi üzrine duruyor ve bunları işliyor. Her tema yeri geldiğinde güzelce işleniyor.

Bence manga'nın en iyi karkateri ve gerçekten çok sevdim bu karakteri. Jagasaki ilk başlarda hayattan fazla zevk alamayan biri. Mesela çevresindeki kişiler ona hep sahte gülümseme yapma, kendini zorla gülümsetme diyor. Evet gerçekten kendini zorla gülümseten birisi ve birlikte yaşadığı sevgilisi de hep ona bunu diyor. Birlikte yaşadığı sevgilisi ona hep evlenelim diyor ama Jagasaki kabul etmiyor çünkü Jagasaki gerçekten ne istiyor onu bilmiyor. Bu yüzden Jagasaki hiç bir zaman "Evlenelim" demiyor, hep geçiştiriyor. Bir gün Jagasaki metro da bir "Fractured Human" ile karşılaşıyor bu insan kendini kaybetmiş. Kendi isteği/dileği ile kendini yok etmiş. Jagasaki de "Shoot Them up" diyip onu yok ediyor. Jagasaki'nin bunca zaman istediği şey buydu; Shoot them up. Ama gerçekten bunu istiyor muydu? Veya bu güçü ona ne sağlıyordu? Yaşama isteği mi? Evlenmek mi? Veya sadece vurmak için mi? Hikaye de buna değiniyor, Jagasaki'nin gerçek isteği/dileği ne? Karakter üzerinden bu konuyu çok iyi işliyorlar. Gerçekten bu temaya ve işleniş şekline bayıldım. Jagasaki'nin gidiş yolu bir yerden sonra kendini kaybetmiş Fractured Human'ları öldürmeye çıkıyor. Peki bunu Jagasaki niye yapıyor veya insanlar bunu niye yapıyor, insanlar birbini niye seviyor, insanlar birbiri ile niye vakit geçiriyor? Manga'nın ana temalarından biri bu. İnsanlar gerçekten her şeyi kendi isteği için mi yapıyor, kendi bencilliği için? Jagasai üzerinde buna verilen cevap ise; Evet, Jagasaki tüm bunları kendi için yapıyor veya Clarabelle için. Jagasaki sonunda ne dünya da kıyamet koparken, ne dünyayı, ne insanları, ne kendisini kurtarmak istiyor. Bu yüzden boşluğa düşüyor ama sonradan olan olaylarla yapmak istediği şeyin sadece Clarabelle ile birlikte bir baharı geçirmek olduğuna karar veriyor. Gerçekten Manga'nın ana teması Jagasaki karakteri üzerine çok iyi uyuyor ve bu çok iyi işleniyor. Manga'yı bu konuda çok tebrik ediyorum. Karakterin sorgulamaları veya gelişimleri çok iyi şekilde işleniyor. Çok fazla mükemmel sahneye sahip bir karakter değil veye sahiptir gözümden kaçmıştır ama bildiğim tek bir şey var bu karakter güzel işleniyor ve sonda çok iyi bir gelişim gösteriyor. Bu dünyadaki anlamı arama açısından, bir insanın ne istediğin bulması açısından, bencillik ve yalnızlık açısından çok güzel işleniyor bu karakter. Bu yüzden bu karakteri gerçekten çok sevdim ve favori karakterlerime girdi.Unutmadan şunu da belirteyim; Jagasaki bunu ilk başalarda, Fractured Humans'ları öldürmeyi ilk başlarda eski sevgilisini geri getirtmek için yapıyor. Baykuşun dediğine göre, eğer Bütün kurbağaları öldürürse ve en sonda kendisi ölümüyle birlikte isteğini yerine getirebilecek, öldürdüğü sevgilisini geri canlandırmak ama bunu niye yapacak? Manga burada da bu soruyu sordurtuyor ve buna cevabı ise kendini iyi hissetmek için, onu sevdiğinden veya önemsediğinden değil, ona düzgün davranamadığı için, istediği ilgiyi veremediği için kendini pişman hissediyor ve sırf bu bencil istek için onu canlandırmayı umuyor ama sonra bu istekten vazgeçip bulundurduğu kafasını yakıyor, bu da onun için mükemmel gelişimlerden biri.
Ne için savaşmalısın/hayata devam etmelisin? Tabi ki kendin için, kendi dileğin için

Jagasaki'ye çok benzeyen bir karakter. İkisi de hayatta kaybettikleri/öldürdükleri kişiyi geri canlandırmak istiyor çünkü geçmişte yaptıkları şeyden pişmanlık duyuyor. Tamamen kendi bencillikleri için canlandırmak istiyorlar. Mikazuchi de geçmişte ailesine yeteri kadar vakit ayıramamış biri. Çocuğuna ve eşine yeteri kadar ilgi verememiş biri. Bir gün eşi kalp krizi geçiriyor ve ölüyor bu yüzden çocuğu ile yaşamak zorunda kalıyor. Çocuğu ise onu hep bir kahraman olarak görüyor, eğer onun gibi insanları kurtarırsa annesi tarafından iyi çocuk diye sayılarak sevileceğini sanıyor. Bu yüzden Çocuğu yanında bir Fractured Human vakası olunca kendisi de Fractured Human'a dönüşüp kendini kontrol edemiyor ve bilincini kaybediyor ve Mükazuchi onun kim olduğunu bilmeden onu öldürüyor.
Bu yüzden de hep pişmanlık duyuyor ve onu geri getirmek istiyor ama Jagasaki'nin geçtiği yerlerden o da geçiyor. Gerçekten ne iştiyorum? Bunları niye yapıyorum? Sonra ise kendisi için yaşaması gerektiğini anlıyor ve kendine yeni bir dilek ediniyor; Jagasaki'ye korumak. Onu korurken de ölüyor. Gerçekten çok çarpıcı bir conclusıon ile aramızda veda ediyor. gerçekten beni baya etkileyen bir karakter oldu. Bence Mikazuchi de Manga'nın en iyi karakterlerinden.

Kendisi kısaca Kızlara taciz eden biri. Kendis manga da o kadar yer etmiyor ama bence konuşulması gereken bir karakter. Bu karakter Jagasaki'nin eski arkadaşlarından biri. Gerçekten çok ucube bir tip. Kızların evine kamera koyup onları izleyip masturbasyon yapıyor, aşağılık birisi. Bunları neden yapıyor? Kendini yalnız hissettiği için, kendini bu dünya da tamamen yalnız hissettiği için bunu yapıyor ve bir gün bir güç ediniyor; İstediği kişiyi dilleyerek onu kendine tapmasını sağlıyor. Gücü de kendisi gibi aşağılıkça. Bu karakteri sadece dilek/istek şeyini anlatmak için inceliyorum. Karakterin baştan aşağıya ucube olduğunu biliyorum. Baktığımızda manga da anlatılmak istene mesaja uyuşuyor. Herkes kendi istediği şeyi yapmak istiyor, doğru veya yanlış önemsiz herkes istediği şeyi yapmak istiyor ve bu yüzden diğer insanları kıskanıyor(Bu dediğim şeyi ele alan iki karakter var, onları da açıklayacam.) Bunun yaptığı şeyin sırf yaşamak için diğer insanları öldüren biriyle farklılığı ne? İkisi de sonuçta kendi isteğini gerçekleştiriyor. Burada tacizi meşrulaştırmak istemiyorum ama manganın anlatmak istediği şey bu. İnsanlık bencildir, ne isterlerse onu yapmak ister, hep diğer insanları kıskanır. Bu karakter de manganın anlatmak istediği şeyi çok güzelce ele alıyor, tabi bu ahlak dışı bir şey kesinlikle yaptığı şeyi doğru kılmıyor ama sonuçta yapıyor, yaşamak için yapıyor. Bu karakter de manganın asıl anlatmak istediği şeyi açıklamak için kullanılan karakterlerden biri.
Manga'nın ilk kısımlarında bir süper kahraman takımı vardı ve bu da Manga'nın ileride daha detaylı açıklayacak "Bencillik" kavramını/temasını açıklıyordu. İçinde bulunan kahramanlarımız ne kadar dünyayı Fractured Human'lardan ayırlasala da hepsi bu şeyi kendileri için yapıyordu. Birisi Fractured Human'larla savaşıp herkesin beğendiği bir idol oluyor(Arzulanmak), diğeri elde ettiği popülerliği kullanarak kızları kandırıp onlarla sevişiyor(Şehvet), diğerlerini hatırlamıyorum ama her biri kendi bencillileri için yapıyordu bunu. Ne dünya, ne insanlık, ne ahlak, hepsi kendisi için yapıyordu. Bu karakterler Manga'nın ana mesajını açıklamak için oldukça önemli yere sahipti ve bu yüzden oldukça beğendim bu karakterleri.

Hayattan bıkmış, her zaman başkarılını kıskanarak hayatını yaşamış bir genç, bir gün kuryelik işini yapyığı sırada bir parti yapılan eve pizza siparişi götürüyor. Götürdüğü sırada içinde çok büyük bir kıskançlık kaplıyor, "Neden ben değilim" diye. Neden bu tarz hayatlar yaşayan, ilişkiler kuran kişi ben değilim. Neden mutlu olan kişi ben değilim. Ve bu kıskançlık arzusuyla bunu bir güce dönüştürerek "Airi" adından kızın bedenini ele geçiriyor ve artık onun bedeninde yaşıyor. Bu karakter baktığımızda gene kötü bir şey yapıyor ve ileride bundan pişman oluyor. Peki bu karakter niye bunları yaptı, tabikide kıskandığı için, sevilmek istediği için? Peki dünyada herkes eşit olsa ve kimse kimseyi kıskanmasa nasıl olurdu? Dünya da istek diye bir şey kalır mıydı? Dünya daha güzel bir yer olur muydu? Manga bunu da sorgulatıyor ve bu şeyleri sorgulatan bir villain de var manga da. Airi'ye dönecek olursak. Kurye adam Airi'nin bedeninde gerçek aşkı aramya başladı. Güzel,Popüler, bir bedene sahipt, peki şimdi gerçek aşkı bulabilecek miydi? İlerlediği bu yolda iki tane ilişki yaptı. İlk ilişkisini yaptığında onu seven kişi onu bir nevi kıskandıracak şeyler yaptı ve Airi de garip davrandı bu yüzden ve ayrıldılar, diğer ilişkisindeki kişi ise de bunu sadece "obje" olarak kullandı ve bu yüzden gene bir ilişki kuramadı, yine gerçekten sevilemedi. Ne kadar güzel ve popüler olsa dahi sevilemedi? Peki sevilmek için gerçekten bunlara ihtiyacın var mıydı? Manga bu soruyu da sorduruyor sana bu karakter üzerinden. Buna muhtemelen hayır cevabı uyuyordu. Airi sonlara doğru kendisi gibi davrandı ve gerçek aşkı buldu. Gerçekten sevidği biri ile birlikte oldu, dileğini gerçekleştirmiş oldu. Bence aşk, sevilmek, ilgi görmek, dış görünüş açısından güzel mesajlar veren bir yolcuğu olan bir karakterdi ve bu yüzden oldukça sevdiğim bir karakter oldu kendisi. Manga için de "İstek" ve "Kıskançlık" kavramını işliyordu.
Manga'nın ana temalarından biri olan bencillik kavramını bize sorgulatan bir karakterdi. İlk başlard savunduğu şey ve yaptığı şey yüzünden kötü gösterilen bir karakterdi, belki de kötüdür bilemem ama gerçekten işlediği/ele aldığı konular gerçekten çok derin ve güzeldi. Mesela Jagasaki sen niye Jagaaan'sın diye soruyordu? Jagasaki de buna cevap veremiyordu. Chiharu'nun isteği; İlginç bir dünya yaratmak ve bunu yaratmak içinde bencil insanlara sahip olması gerek. Bu yüzden gökyüzünden kurbağları herkese verdi. Ryou ve zaichi'ye, Nomen'e veya diğerlerine bunları verdi çünkü ilginç bir dünya istiyordu ve bunu yapmak neye bedel olsa dahi yapmak istiyordu. Chiharu'nun Nomen ile olan güzel bir konuşması var.
"Herkes kendi dünyasının tanrısdır" Herkes kendini haklı sanar, herkes kendi çıkarları için bir yerlere gelmeye çalışır. Herkes kendini ana karakter sanır. benim buradan anladığım şey bu oldu. Eğe herkes aynı olsaydı ilginç olan bir şey olmazdı, değil mi? Chiharu açısından, dünyada herkes farklı olduğu için, kendi istekleri/dilekleri olduğu için bu dünya eğlenceli ve ilginç oluyor. Eğer herkes aynı olsaydı nasıl eğlence olanilirdi bu dünya. Herkes farklı olması gerekiyor ki belirli sınıflandırmalar olsun. Mesela herkesin aynı işi yaptığı bir dünya işlemezdi çünkü diğer işler boşta kalırdı veya herkes aynı görünüşte olsaydı bir kişi bir kişinin içidenki güzelliği nasıl farkedebilirdi(Airi), peki herkes birlikte olsaydı, bir eşi veya sevgilisi olsaydı, yalnızlık nasıl var olabilirdi.(Motomu Robahata) Herkesin farklı bir işi,amacı veya farklı bir görünşü olması gerekli yoksa bu dünya eğlenceli olmazdı ve bizi özel kılan da bu farklılıklarımız. Mangaka bu konuda çok iyi bir fikir sunuyor ve biraz da belki "Ben dünayayı kurtaracam" "Ben iyi birisi olacam" "Arkadaşlık herşeydir" bu tarz ideolojilere sahip kurgusal karakterlerle dalga geçiyor. Şu soruyu sordurtuyor bir insanın gerçek amacı başka bir insanı mutlu etmek olabilir mi? Buna verilen cevap kışaca hayır oluyor. Kimse kimse için elini taşın altına koymaz.

Manga'nın ana temalarından birini işleyen diğer bir karakter. Eğer herkes bir olursa, herkeş eşit olsa dünya daha güzel bir yer olur düşüncesine sahip. Peki bu düşünce bile gerçekten bencillik mi içeriyor? Kendisi gerçekten herkesin mutlu olmasını mı istiyor yoksa içindeki boşluğa bir anlam katmak mı istiyor. Chiharu ile zıt fikirlere sahip olan birisi ama her neticesinde ikisi de bencil biri. İkisi de her şeyi kendisi için yapıyor. Manga bu fikride okuyuculara sorgulatıyor; Herkes eşit olsa mutlu olabilir miydik? Gerçekten Noman haklı mıydı? Bence hayır ve buna maganın cevabı da hayır. Herkes eğer aynı olsaydı kimse farklı olmasaydı bir insanı özel kılan kendi arzusu/bencilliği nasıl var olacaktı. Bencil olmak da gerçekten sorun var mı? Bencillik kötü müdür? Bu soruyu da bize sorgulatıyor. Genel olara iyi bir karakterdi. Ele aldığı konu ile birlikte.
Ryou geçmişte okulda çok fazla zorbalanan bir karakter olmuş. Belirli bir grup tarafından hep bir şiddete maruz kalmış. Zaichi bir gün Ryou ile tanışıyor ve ona yardım ediyor ama bu yardımları kendisine zarar veriyor, çünkü zorba onu da hedef alıyor. Zaichi'nin babası derin bir zorba tarafından tacizci olarak suçlanıyor ve annesi de trafik kazası geçiriyor. Burada Ryou ve Zaichi'nin intikam isteği alevleniyor ve Fractured Human olduktan sonra teker teker bu zorbalardan intikam alıyorlar. Manga da benim için çok önemi olan iki karakter. Hem manganın ana temasını güzel bir şekilde ele alarak islerken hem de kendi yazılmışlıkları da gayet iyi oluyor. Onları haklı buluyorum, zorbalar gerçekten aşşağalık birileri. Ama insan öldürmek ne de olsa yanlış bir haraket.
Güzel bir conclusıon ile de kapatıyorlar. Baya iyi karakterlerdi.
Çizim ve savaş konusunda gerçekten iyi bir manga. Özellikle çizimleri favorilerime girecek kadar iyiydi. Hem çok detaylı hem de özgün bir sanat tarzı var ve bu benim oldukça hoşuma gitti. Bu çizimler güzel savaşlar ile birleşince gerçekten savaş sahnelerini zevkle okutturuyor. Savaş sahneleri gayet anlaşılır çizmiş. Anlamadığım bir savaş sahnesi yok. Kesinlikle bu yönden oldukça puan alacak bir manga.
"Her karakterin kendine ait amaçları ve istekleri var, bu onları kötü bir insan yapar mı yoksa sadece insan mı yapar?" Bu soruyu sordurtuyor. Jagasaki Clarabelle İle birlikte olmak istiyor, Airi sevilmek istiyor, Chiharu İlginç bir dünya istiyor, Nomen eşit bir dünya istiyor, Ryou ve Zaichiö intikam istiyor. Bu onları kötü yapıyor mu? Ahlaken demiyorum, bir insanın bir kişiyi sevmesinin sebebi ona geri sevmesi olması onu kötü yapar mı? Asıl sorulan şey bu çünkü manga da öldürmek kötüdür diye bir görüş var. Burada asıl sorulan şey kendi bencilliğimiz için insanları çıkarları için kullanmak kötü müdür? Aslında baktığımızda herkes bunu yapmıyor mu, mesela seni sevmeyen birisini sevmezsin değil mi? Veya seni övmeyen veya sevmeyen bir dünyayı kurtarmak istemezsin. Burada asıl sorulan şey bu oluyor Çıkar ilişkisi ve bencillik kötü müdür yoksa bu bizi insan yapan şey midir? Bu tema ile seni sorgulatmayı ve bu temayı çok güzel işlemeyi başarıyor bu manga.
Manga bazı yerlerde adaleti de sorgulatıyor. Bu ana mesaj veya tema değil biliyorum ama gene konuşmak gere diye düşündüm. Ryou ve Zaichi tarafından sorgulatılıyor bu tema. Mesela Jagasaki bunları alt ediyor ama sonra Zaichi soruyor ki "Sen de kendi bencilliğin /Kendi sevgilini geri döndürmek için bunları yapıyorsun peki ya benim bana zorbalık eden insanları öldürmenin nesi yanlış" diye soruyor. Yani biz insanları ayıran şeyler ne? Hepimiz kendi isteklerimizi başarmak için bir şeyler yapıyoruz. Mesela fırından ekmek çalan bir hırsız aç kalmamak için çalıyor ve onu yakalayan poliste eve ekmek götürebilmek için yakalıyor. Bu ikisini ayıran şey ne? İkisi de aynı şeyi yapmıyor mu? İkisi de kendi dileklerini yerine getirmek için bir şeyler yapıyor. Manga bunu da bize sorgulatıyordu ama genel olarak bu tema işlenmiyor. Sadece belirli yerlerde işleniyor
Hayatın anlamı nedir? Sevdiğin bir kişini olması mı? Kendisi sevebilmek mi? Bir yuva kurabilmek mi? Pişmanlıklarını gidermek mi? Hayatın anlamı nedir? Manga bunu hem bize sorgulatıyor hem de karakterler de işliyor. Her karakter kendi hayatının anlamını yaratmak için bu dilekleri kullanıyor. Aslında dilek dilkemekte bir sorun yok. Dileğimizin olması bizi insan yapan şey. Peki dilediğin şeyi gerçekten istiyor musun? Mesela Jagasaki uzun bir süre istemediği bir dileyi yapmak için uğraştı ama sonrada farketti. Hem anlam arama ve sonunda anlam bulmayı işledi bu manga, hem de yolundan gittiğin istek gerçeken hayatının anlamı mıdır diye sorgulattı karakterlere. Bu konuda oldukça iyi bir temaydı
Aşk, sevilme, kendini sevme gibi temalarda var biraz bunlar biraz yan tema. Ama bunlar da manga da oldukça işleniyor. Bunları anlattım baya tekrardan anlatmak istemiyorum, sadece bunlarında var olduğunu belirmek için dedim.
Hikaye açısından pek bir beklentim yoktu ama bu beklentimin üzerine çıktı. Bir kaç inceleme okudum/göz attım ve çoğunda hikaye ortalama ama çizimler ve savaşlar mükemmel veya bir yerden sonra tekrara düşüyor diyorlardı ama tekrar etme dışında hiçbiri beni rahatsız etmedi. Tekrar etmesi de beni o kadar rahatsız etmedi. Bence tekrar da etmedi. Tamam savaşlar ve karakterler tekrar etti biraz ama bunları güzel işledi veya build-up oluşturdu. O yüzden bunda bir sorun göremedim. Sonuç kısmı da oldukça iyiydi bence. O kadar detaylı işlemeden sonra güzel bir şey ile bizi karşıladı manga. Finalinden de memnunum. Jagasaki sonunda ne istediğini buldu, dileğini gerçekleştirdi ve hayatına bir anlam kattı. Bunu diğer karakterlde yaptı airi gibi veya chiharu gibi. Chiharu sonda dediği bir söz var. İstek/dilek verilen bir büyü de olabilir(Yani bunu düzgün kullanırsan hayatını mutlu yapabilirsin) veya bir lanet de olabilir(Hayatını zindan eden bir şey) Burada da Fractured Human ile de bir bağlantısı var. Dileğini düzgün kullananlar tamamen kontrolü kaybetmiyordu ama kullananalar kaybedip insan dışı bir şey oluyordu. Yani elindeki isteği güzel kullanırsan bu senin yararına olur. Ve son konuşması da şöyle oluyor "Desire for that is what makes human beautiful" Gerçekten çok hoş ve güzel bir söz. Bu manga bazı şeyleri sorgulattı; Bencillik, sevilmek ve sevmek, toplumsal sorunları, adalet, çıkar ilişkisi,Haytın anlamı ve bir isteğinin olması seni ne yapar sorusuna da güzel şeyler söylüyor. Beklentilerimi kıran ve geçen bir eser oldu. İçinde inanılmaz derin şeyler olmasa dahi(Derin ama o kadar değil) bunları güzel ele alan ve savaş ve mükemmel çizimler ile birleştiren bir eser oldu. Seni hep hikayaye odak tuttu. Seni hiç sıkmadı ve güzel mesajlar verdi ve güzel karakterler işledi. Son zamanlarda okuduğum en iyi eserlerden biri oldu
1- Shintarou Jagasaki
2- Chiharu Matsuyamachi_
3- Takemitsu Mikazuchi
4- Airi
5- Nomans Nomen
1- Become One Arc CH136-163 8.5/10
2- Mikazuchi Family Arc CH127-135 8.3/10
3- Deader Land Arc CH78-102 8.1/10
4- Hairless Caterpillar, Hairy Caterpillar Arc CH65-77 8/10
5- Buppa Hills Tower Arc CH115-126 8/10
6- Buppa City Emergency Bill Arc CH32-53 7.8/10
7- Frenzied Frog Incident Arc CH1-19 7.6/10
8-S.K.A.T Arc CH54-64 7.5/10
9- Deader Land Infıltration Arc CH103-114 7/10
10- Triple H Arc CH20-31 7/10

3 tane Ergen ve bir tane genci konu alıyor. Bu ergenlerin 3'ü de bildiğin ergen. Hep cinsellik konuşurlar veya hayalleri sex yapmaktır falan. Bu tarz karakterlerden artık bıkkınlık geldi benim için. Hem artık çok görmeye başladım hem de iğrenç bence. Ve bu karakterler aşırı ezik. Bir gün yaba highschool adlı okuldaki kekolara laf artıklarında maru adlı kişi onlar tarafından zorbalaniyor ve baya ölümüne dövülüyor. Sonra bunlar ne hikmetse gidip onların okulunu patlatıyor. Biraz hata ile oluyor. Gaz falan kaçıyor ve patlama büyük oluyor ama yine de onların yaptığını degistirmiyor. Ve manga böyle başlıyor.

Bence manga'da ki en iyi karakterlerden birisi, zaten kendisi manga'nın ana karakteri. İlk başta hee sex yapmak istiyorum diye başlayan bir karakter ama daha sonra okulu bombaladiktan ve orada insanlar öldükten sonra bir pişmanlık duygusu binen bir karakter, bu yüzden onu realstic bir karakter diyebilirim. Gerçekten düzgünce yaptıkları hatayı tek farkeden bu karakter oldu. Diğerleri hep boş sebeplerden ötürü psikolojisi bozuldu veya gelişim aldı. Üstüne suçluluk duygusu binince karakter bununla başa çıkamıyor ve halisülasyonlar görmeye başlıyor. Ne biliyim öldürdüğü kişinin halusilasyonlarini veya bir sahende bebek you killed me diyordu o sahne gibi. Bu tarz şeyler görüp bir yandan da kendi ile içsel çatışmasıni izliyoruz, bir şeyleri sorgulamasını. Sıradan bir hayat isteyen bir karakter ve sıradanlık onun için iş git eve gel eşinle vakit geçir, çocuğunla oyna. Bu sıradanlık. Bu suçluluk duygusu onun sıradanlık hayatını elinden aldığı için de kendi kendine içsel çatışmalar çok yaşıyor. Bence konsept olarak güzel bir karakter ama karakterin sahip olduğu inanilmaz anlar yok. Bir kaç tane var belki onun dışı meh bir karakterdi benim gözümde. Finalde de bir gelişim aldığını hissedemedim. Genel olarak; Suçluluk duygusu, İçsel çatışmalar, varoluşçuluk açısından iyi bir karakterdi.
Bence maru'ya göre iyi bir karakter ama gene kötü ya. Aşırı unrealistic bir karakter. Bence bir karakter sex sex sex diye ortalıkta gezemez. Bak bu karakter gitti kaza da ölen bütün ailelere yardım etti. Çocuklarını tanımasa dahi onlara çok iyi biriydi diye yalan söyledi ve peki bunu niye yaptı siki kalkmadigi için. Ciddi ciddi bunu yapma sebebi siki kalkmadigi için. Ne pişmanlık duyuyor ne başka bir şey. Bir de gavat bir karakter. Şimdi suçluluk duygusu yok karakter de, ee bir varoluşçuluk da yok, bi içsel çatışmada pek goremiyoruz. Gelişim de göstermiyor, ee bu karakter niye var. Gerçekten sıradan bir karakterdi pek iyi değildi maalesef.
İsami ama daha kötüsü. Suçluluk duymayı bırak suçu da diğer arkadaşlarina attı. "Ben sizden benim intikamımı alın demedim ki" diyor. Evet doğru istemedi ama bunu sende yaptın ben gelmiyorum yapmanizi istemiyorum diye israr etsen sence yaparlar miydi. Bütün suç bu sik kafalı cüce de ama bunun hakkında bir suçluluk duyuyor mu? Yok, duymuyor. Tek amacı sex yapmak. Gerçekten hiçbir gelişim göstermiyor karakter kafayı yersin. Tek amacı sex yapmak olan empati veya başka duygusu olmayan bir karakter. Bir de bu oropsu çocuğu gidiyor arkadaşlarının parasını çalmaya çalışıyor bir çok kez sözünden dönüp ihanet ediyor ve bundan da pişman olmuyor. Abi böyle cücelerin kafasını duvara vuracan. Cüceye güven olmaz.
Benim baba çar geldi. Manga da her zaman bir abi gibi duran bir karakter. Hiç bir zaman alınmaz her zaman ileriye dönük bakar. Tek alındığı zaman babasının onu bir çöp olarak gördüğü zaman. Babası ünlü bir mafya gibi bir şey. Ve bir sürü çocuğu var. Poisen de onlardan biri. Ve poisen baba sevgisi görmemiş hatta annesi de öldüğü için anne sevgisi de görmemiş biri bu yüzden babası ile tanışmak istiyor tanıştığında ise sen cirkinsin bu yüzden seni terk ettim gibi şeyler diyordu. Gerçekten en azından burada gerçekten kırılan bir karakter. Onun dışında o patlamanın kendi suç olduğunu, çoğunluk suç onda olduğunu da kabul ediyor. Bizim karakterlere hep yardım ediyor hem maddi hem manevi. Aşırı eğlenceli bir karakter daha ne isteyeyim bir karakterden. Gelişim açısından o kadar iyi değil ve süreç açısından ama eğlenceli bir karakter.
Bu karakter zorba falandi ama baba bir karakterdi. Zorbalık yaptı bir çok insana gerçekten berbat biri ama sonra yaralandı ve zorbalığa uğradı pişman oldu. Pişman olması bir şey degistirmez evet biliyorum ama yine de kaliteli çar be. İntiharına üzüldüğüm bir karakter oldu. Renko muydu neydi ona aşıktı. Plotonik bir aşk olarak kaldı ve hem buna hem de yaşadığı hayata dayanamayip intihar etti. Manga'nın baba çarlarından
Evet gelelim çok fazla konuşacağım bir konuya. Öncelikle hikaye özgün bir hikâye olsa dahi karakterler sebebiyle pek güzel bir hikaye sunamıyor. Hiç bir karakterin gelişime sahip olmasıyla birlikte, hikaye de bir gelişim sunmuyor.
Hikaye de iki tane kilit nokta var. Biri başlangıç olan okulun patlatildiğı yerler diğeri de We did it sahnesi. Evet We did it sahnesi muhtemelen Manga'nın en iyi sahneleri arasında ama bu sahneden sonra ne değişti sorusu var. Bu aslında bir itiraf sahnesi. Yaptıkları hatanın yükünü kaldıramadıklari için bunu itiraf etmek istiyorlar ve ediyorlarda ama sonra Poisen'in babası tarafından gene bunun altı üstü kapatılıyor ve suçlu olmuyorlar. Eee? Bunlar suçlu olmayacaksa itiraf sahnesinin ne önemi kaldı. Bunlar içindeki yükü kaldırmak için itirafta bulunmadilar mi? Sen böyle yapacak isen sahnenin ne önemi kalıyor ya. Tabi şu da var isami ve Maru piçi araba ile kacirildiktan sonra Poisen'i satıp kaçıyorlar. Yani gerçekten pişman değiller yaptıklarından veys ölmek istemiyorlar ama gerçekten pişman olduklarını sanmıyorum. We did it sahnesi ne kadar seri için önemli olan bir sahne olsa da hiçbir şeyi degistirmeyen bir sahne. Belki de serinin istediği şey budur. Şimdi final sahnesini anlatacağım. Final de Poisen Tobio'ya bir şey diyor, "Bizim normal yasamlarimiz biraz kırık/farklı. Ara sıra ölmek istemek, bunda bir sorun yok." Bunun gibi bir şey tam hatırlamıyorum ama anlatmak istediği muhtemelen. Ara sıra pişmanlık duyup ölmek isteyeceksin, geçmişi hatirlayacaksın ama hayat devam ediyor, hayat akıyor bu yüzden anın tadını çıkart. Ana karakter de bu yüzden tamamiyle yaptığı şeyi kabul etmiyor. Yani böyle bir şey yaptım ama nu bir hataydı kendimde suç aramamm gerek diye bir kabulleniş sahnesi yok mangada. Burada verilmek istenen mesaj şu muhtemelen: "Evet sen bjr hata yaptın ve bundan geri dönüş yok ama bu yüzden hayattan vazgeçmemelisin. Hayat hâlâ devam ediyor" gibi bir şey, yani benim anladığım. Ana karakter Baba olacağı sırada hastaneye koşarak gidiyor. Ve orada eski kaza da yaralanan diğer zorba kişi ile karşılaşıyor ve bir kaç konuşma yapıyorlar, ana karakter seni tanimayamadim diyor ve uzaklaşıyor ama ilerlediği zaman onun halisülasyonunu görüyor ve pişman oluyor. Burada verilen mesaj karakter hâlâ kabullenmis değil, hâlâ içinde bir yerlerde bu yükü taşıyor ve taşıyacak ama bu onun yaşamasina veya zevk almasına engel değil. Manga'nın da vermek istediği mesaj bu. Gerçekten mesaj konusunda gerçekçi bir şey yaptığı için bu mangayı az da olsa yukarı taşıdım. Yani gelişim almaması ana karakterin bir bilinçli tercih. Ama We did sahnesi ve diğer karakterler için aynısını diyemem.
Final sahnesinde bebeğe ne isim koyacağını soruyor eşi o da gülümsüyor ve bitiyor, muhtemelen bu ds onun hala mutlu olduğuna disr bir şey. Çünkü baktığımızda 10 yıl geçen şeyde hiç mutlu değildi sanırım ama şimdi mutlu oldu. Bu da bir nevi kabullenme sayılıyor. Yaptığı suçu kabullenip, bunun acısını çekip onu unutmuyor. Onu bir benliği olarak kabul ediyor, onu mezara kadar taşıyacağı bir yük olarak kabul ediyor ve bu yükün ağırlığında mutlu olmaya çalışıyor. Bu da bu sahneyi çok iyi bir sahne yapıyor benim gözümde. Baktığımda manganın ana mesajı ve son bölümü dışında mükemmel diyebilecegim bi şeyi yok veya iyi bile diyemeyecegim şeyler var.
Kısaca olay örgüsünden bahsedeceğim. Okul bombalama oluyor sonra herkes telaş sonra Poisen hapishaneye giriyor sonra herkes birbirine ihanet ediyor herkes çöküyor sonra poisen çıkıyor tekrar bir araya geliyorlar ve tekrar ayrılıyorlar güzel hayatlar yaşıyorlar sonra güzel hayatları yok oluyor tekrar bir araya geliyorlar itiraf etmeye karar veriyorlar ediyorlar işe yaramıyor sonra 10 yıl sonra herkes bir araya geliyor kimse kimseden hoşlanmıyor sonra finish.
Sonuç olarak iyisiyle kötüsüyle güzel bir mangaydı bence. Beğenmediğim seyler oldu mesela karakterler olay örgüsü veya gelişimin az ve o kadar iyi olmaması. Ama yine de iyi bir manga olarak hafizamda yer edecek finali ve verdiği mesaj ile.
1- Tobio Masubuchi
2- Hidero Kosaka
3- İchihashi
4- Sho İsami
5- Yuk Maruyama







Tekrar okuduğumda farkettim ki manga hiç tekrara düşmüyor. Önceden tekrara düştüğünü dile getirmiştim ama hiç tekrara düşmüyor ve seni hep bir ters köşe ile şaşırtıyor ve bu ters köşeler yapılmak için yapılmış değil, tamamiyle üzerine düşünülerek yapılmış ters köşeler. Bu konuda manga'yı takdir ediyorum. Konumuz Mako adlı bir yaşadığı şeyler ve yaşadığı şeyler de Mizuki üzerinden anlatılıyor çünkü Mizuki onu öldürme suçunu üstlenip kendini ele veriyor. Sonra Mako başta olmak üzere Mako'nun çektiği/yaşadığı şeyleri görüyoruz. Mako'nun annesi ölmüş ve babası da sakat olan biri o yüzden evi geçindirmek için çalışması gerek, bunu da yarı zamanlı amcasının ramen dükkanında çalışarak yapıyor ama amcası onu cinsellik olarak kullanıp daha fazla paralar vereceğini de söylüyor. Bir gün amcası arkadaşı müzukiye istismarda bulurken amcası öldürülüyor ve buradan itibaren yavaş yavaş gerçekleri öğrenerek manga'yı okuyoruz.
Çok trajedik bir karakter ve manga'nın başından beri yaşadığı şeylere üzüldüğüm bir karakter. Şimdi yaşadığı şeyleri en başından itibaren anlatacağım. Öncelikle amcasının iş yerinde çalışırken hep kendi bedenini daha fazla para uğruna satıyor ve bunu sadece amcası değil babası da kullanıyor. Babası mako küçükken onun iç çamaşırlı fotoğraflarını çekip amcasına attığını da öğreniyoruz. Bir gün Mako Akatsuki adlı bir popüler erkekle tanışıyor ama bu onun için iyi bir şey olmuyor. Akatsuki amcasının Mako'ya yaptığı şeyleri öğreniyor ve gidiple amcasıyla konuşuyor ve ondan sonra amcası bir daha Mako'ya dokunmuyor ama bir şey var; Akatsuki bunu iyi bir niyetle yapmadı, ona bir teklif sundu. Ben Mako ile yakınlaşıyım ve onunla sevişirken çektiğimiz videoları sana gönderiyim sen de onları hem kullan hem sat ve bana da para ver diye. Sonra Mako'nun babası, amcası ve erkek arkadaşı Mako'yu kullanmaya başladı. Kendi bencillikleri için. Asıl olayı başlatan babası ve amcası zatenç Babasının savunması da çok parasızdık zaten o kendi isteği ile yaptı. Böyle bir savunma yapan kişini amk ve bu babası ise 2 kat amına koyıyım. Manga da Mako ve Mizuki bir de dedektifler hariç herkes orospu çocuğu. Bir de bu yetmezmiş gibi Mako'yu okulda da çulsuz diye zorbalıyorlar. Berbar bir kasabada geçen trajedik bir hikayeyi okuyoruz. Mako gerçekten en sevdiğim karakterlere girdi. Baya sevdiğim bir karakter oldu kendisi. Muhtemelen manga'da ki en sevdiğim karakter.
Ailevi sorunları olan bir karakter. Babası tır şöförlüğü mü ne yaptığı için eve gelmiyor bu yüzden onu pek göremiyor. Annesi ile yaşamak zorunda ama annesi de aşırı baskıcı. O kadar baskıcı ki dersler,iş veya diğer şeylerle abisini o kadar baskılamış ki abisi intihar etmiş. Yani Mizuki'nin de güzel bir geçmişi ve hikayesi yok. Bu karakter hep Mako'ya yardımcı olmaya çalışıyor ve bir hayalleri var; Beraber tema parkına gitmek. Hayalleri bu. Mizuki hem okuyucuyu hem de dedektifleri çok pis ters köşeye getiriyor. Mesela normal Mako bütün olanlar sebeiyle ve akatsuki'nin baskısı ile inithar etti ama Mako bunu cinayet süsü olarak gösterdi, yine suçu mizuki aldı ama en azından akatsuki de suç aldı. Genel olarak çok iyi bir karakterdi baya sevdiğim bir karakter.
Diğer karakterleri konuşmaya gerek yok çünkü hepsi orospu çocuğu.
Manga az da olsa bir kaç temayı ele alıyor. Bunları detaylıca işliyor mu bilmiyorum ama bence yeteri kadar yaptığı söylenebilir. Öncelikle manga Ailevi sorunları olmak üzere bir konuyu ele alıyor. 2 tane ailevi problemi olan bir kızı konu alıyor neticesinde. Sonra diğer ele aldığı şey trajedi; Manga zaten baştan sona trajedi üzerine kurulu, her yerde bi gaddarlık ve ağğağılık haraket var. Onun dışında toplum eleştiriş gibi şeylerde var denilebilir ama pek üzerinde durmuyor.
Üzerine düşünsem dahi konuşacak şey bulamadığımm bir şey bulamadım. Baya dramatik bir mangaydı ve beni çoğu yerinde üzmeyi başardı. Genel olarak böyle bir manga tekrar okuduğum zaman da gene baya sevdiğim bir manga oldu.
1- CH28
2- CH21
3- CH22
4- CH17
5- CH20








Taiga Kuzumi karakteri bir gün seika lisesine gitmek için bir sınava giriyor ve sınavda yaptığı bir hata sebebiyle sınavı geçemiyor. Sınavda ona gülen bir kız var ve Kuzumi de kendi yaptığı hatayı o kızın üzerine atıyor ve ikisi de bu yüzden birbirinden özür dilemek istiyor.
Kuzumi bir gün Seika lisesinin yanında dururken bir hoca gelip onu Seika lisesi öğrencisi sanıp içeri alıyor ama Kuzumi Seika lisesi öğrencisi değil. Hoca onu içeri aldığı için suçlu kabul ediliyor. Hocanın okuldan atılmaması için Kuzumi'nin okula transfer olması gerek ve ona altın kart verilmesi gerek. Macera da tam olarak burada başlıyor.
Belirli kartlar var ve bu kartlar kişinin büyü gücüne göre veriliyor. Bronc-Gümüş-altın gibi bir sıralamaya sahip. Normalde 1. öğrencileri bronz karta sahip olduğu için Kazumi'nin altın karta sahip olmöası onu okulda hem öğrenciler ve hem öğretmenler tarafından popüler yapıyor ama aslında sahip değil sadece hocanın atılmaması için uydurulmuş bir yalan. Neyse bu kartları geliştirmek için okulda etkinlikler, klup aktiviteleri veya sınav ve testlerde başarılı olman gerekiyor. Ne kadar başarılı olursan o kadar puan kazanıyorsun. Bir de MO kartı diye bir kart var. Normal öğrenciler buna sahip olamaz ama Kuzumi bir sebeb ile bun sahip oluyor bir yerden sonra. Bu kartta büyü yapma yetebeği kısmen yok denilebilir, var ama yok. Normalde her öğrencinin yapabildiği büyüler sınırlıyken mesela zor seviye, kolay seviye büyüler varken bu MO kartda bu yok. MO kart kullanıcısı, ne kadar çok puan kazanırsa o kadar fazla istediği şekilde büyü kullanabilir ama kullandığı zamanlar da kazandığı puanlar gidecek şekilde ayarlanmış. Yani puan=büyü puan yoksa büyü yok. Bir de Manga'nın sonlarına doğru öğrendiğimiz bir kart var, Kara kart(ismi buydu sanırsam). Bu kart öğretmenlere veya mezun olan öğrencilere veriliyor. Ve bunu istedğin yerde kullanabiliyorsun galiba. Bunu insanlara yardım et diye kullanman içön veriliyor sana. Kuzumi mezun ya da öğretmen olmasa dahi o kartı alıyor. Bir de Altın karta ulaşan kişilerin bir tane belirli dağa gidip bir tane dilek dileyebilme hakkı var, bizim aika da bunu istiyor.

Baya eğlenceli bir karakter. Okuması gerçekten eğlenceliydi ve okurken baya eğlendim. Komiik, eğlenceli birisiydi. Karakterin herhangi bir derin bir tarafı yok, bu bir sorun mu bilemedim. Çünkü manga da her karakterde bu şey var. Hiç bir karakterin bir derin tarafı yok, ufacık bile. Geçmişine değinilen çok az karakter var bunlarda sıradan şeyler, onlşarı derin yapan şeyler değil. Kuzumi karakteri Ana karakter olduğu için derin olması bekleniyor ama değil, hem de hiç. Derin olmamasıyla birlikte her hangi bir karakter gelişimi de sunmuyor güç haricinde. O yüzden hakkında konuşulacak çok şey var mı bilemedim.

Geçmişte annesi öldüğü için dilek hakkını annesini görmek için kullanmak isteyen biri ve bu yüzden altın karta sahip olmak istiyor. Peki oluyor mu onu göremiyoruz. Az çok derin bir geçmiş hikaye ve gelişim sunuyor ama mangaka bunu ciddiye almadığı için işlemiyor. Bu bir tercih olduğu için pek fazla diyecek bir şey yok. Bence tatlı bir karakterdi. Tek sorunum biraz odun ya sanki. Aşk işleriyle alakası yok zaten bu da kız ortaokulunda okuduğunda kaynaklı ama biraz romantizm konusunda gelişimlerini görebilirdik diye düşünüyorum. Onun dışı tatlı ve sevimli bir yüzü ve kişiliği var ve seriye eğlence kattığını söyleyebilirim.

Bence manga'da ki en derin karakter olabilir. Abisinden hep aşağıda kalmış bir karakter ve bu yüzden kendisine verilen değer de hep abisine göre az olmuş durumda. Bu yüzden de hep kendini eksik ve yetersiz hissetmiş bir karakter. Bence gayet derin bir arka plana sahip. Karakterin bazı yerlerde içşel çatışmalarını bile görüyoruz. Abisi olarak karşısında çıkan bir hologram görüyoruz ve onunla tartışıyor, bir nevi kendini kabullenme sahnesi. Bende güçlüyüm ben de iyiyim diye kendini kabulleniyor ve bu sevdiğim bir sahnelerden biri oldu manga içerisindeki. Onun dışında gene eğlenceli bir karakter bence. Her seri de olan sapık ve kızlar tarafında sevilmeyen bir karakter. Manga'ya eğlence katıyor mu, kesinlikle katıyor o yüzden gayet beğendiğim bir karakter oldu

Manga da o kadar ön planda olan bir karakter değildi. Arka planı olsun veya sahnelerdeki önemi olsun pek ben burdayım gibi hissettirmedi. Biraz geri planda kalmış bir karakter.

Belirli yerlerde ön plana çıkan ama daha sonradan tekrar geri plana atılan bir karakter. Sonlara doğru bir tane ilişki yapıyordu ve sonra pek görmüyorduk bunu. Eğlenceli bir karakterdi ama baya geri planda

Bence manga'da ki en iyi kadın karakter. Bunu derin bir geçmişse ve gelişime sahip olduğu için değil, daha çok ben bu tarz kadınlara biraz daha ilgi duyduğum için diyorum. Hem bu tarz kadınlara ilgi duymamla birlikte bence Manga'da ki değeri de biliniyor ve sahnelerde ve arc'larda güzel şekilde kullanılıyor. Tatlı kişiliği ve ana karakter ile olan ilkişkisi ile sevdiğim bir karakter oldu.

Sadece belirli güç sistemlerini veya bir olayı anlatmak için veya Kızı aika'yı erkeklerden korumak için ortaya çıkan bir karakter. Ara sıra Kuzumi'yi eğittiği de doğru olabilir. Bence az çıksa dahi gene eğlenceli bir karakterdi, yani ben beğendim

Normalde bu tarz peri benzerimsi karakterleri sevmem ve bana gereksiz gelir ama bunu sevdim. Hem Kuzumi ile olan ilişkisi hem eğlenceli kişiliği ile sevmeme sebeb oldu. Manga da olmasa eksikliğini hissettirecek bir karakter kendisi.
Olay örgüsü genellike komedi ve macera üzerine dayanıyor. Olay örgüsünde hiç ciddi bir konu veya durum barındırmıyor. Hep seni bir maceraya sokuyor veya bi aksiyon sahnesine veya komedi sahnesine ve tabiki de bunu sevdim. Yani böyle kafanı yormayacak tatlı,sakin ve eğlenceli bir manga'yı kim istemez ki? Hem de yaptığı şeyi de gayet iyi bir şekilde yapıyordu. Bu yüzden de kesinlikle bir üst kademeye taşıyan bir mnanga benim için. Sonda bi tekrara düşececek mi diye düşündüm ama tam olarak düşmedi diyebilirim veya bana o sıkıcı hissini vermedi. Genel olarak memnunum bu konuda.

Hem güzel hem başarısız bir final arc diyebilirim. Öncekilkle bazı konular sonuç bulmadı. Aika'nın annesini görmesi veya Kuzumi'nin Aika veya Mizuki olan ilişkisi gibi bazı konular sonuç bulmadı. Bir nevi yarım kalmış bir final diyebiliriz ama bazı sahneleri ile de beni baya sevdirtti kendini. Kuzumi'nin aika olan konuşma sahnesi veya Aika'nın gittiği sahne duygulandırmadı değil şimdi. Ama bir şeyler eksik gibi hissettirdi onu söyleyebilirim. Bir şeyler eksikti. O yüzden kötü bir kapanış diyemem gibi ama mükemmel bir kapanış da diyemem. Keşke biraz daha uzun olsaymış ve keşke daha kaoslu bir son veya daha uzun bir ayrılış içeren bir son olsaydı çünkü çok az bölüme sahip bir final arc oldu. Bu beklentilerimi biraz kırdı.
Sonuç olarak gayet eğlenceli bir mangaydı, olmasını istediğim şeyler tabi vardı ama olay örgüsü olsun karakterleri ve komedisi olsun bana güzel bir deneyim yaşatan bir manga oldu.
1- First Test Arc CH19-26 7.5/10
2- Class Matches Arc CH36-52 7.5/10
3- Final Arc CH94-99 7.4/10
4- Culture Festival arc CH67-79 7.4/10
5- The forbidden mountain Arc CH27-32 7.3/10
6- The island arc CH62-66 7.2/10
7- Council Magic Executive Committe CH11-CH18 7.2/10
8- Prologue arc CH1-7 7.1/10
9- Back To The Starting Point arc CH53-57 7.1/10
10- Summer Break arc CH58-61 7/10
11- Black MO Plate arc CH88-93 7/10
12- Second Test arc CH83-87 7/10
13- Before Class Matches arc CH33-35 6.9/10
14- Second Culturel Festival arc CH80-82 6.9/10
15- Violent Plate Demon arc CH8-CH10
1-Taiga Kuzumi
2-Naomi Mizuki
3-Kaoru Ise
4-Aika Hiiragi
5-Lucy
6-Kenjirou Hiiragi
7-Hayao Tsugawa
8-Michiyo Inui

İtiraf etmem gerekirse anime'sinden daha çok beğendim. Evet kesinlikle anime'sinden daha iyi bir manga'ydı. Yuuko Kanoe adlı bir hayalet var. Bu hayalet yıllar önce bir veba hastalığını duzeltmek umuduyla köylüler tarafından feda ediliyor/adak ediliyor ve onun nefreti onu hayalet yapıyor. Yuuko'nun hem nefretini ve kendini kabullenmesini okuyoruz hem de okulda ki gizemleri çözerek Yuuko'nun aslında kim olduğunu öğreniyoruz. Çok özgün bir konusu var bence. Manga hem romantizm hem drama hem gizem hem de karakter gelişimi açısından üst düzey bir manga bence.

Manganın en kilit karakteri ve en iyi karakteri. Bütün hikaye onun üzerinden dönüyor, her şeyin kilit noktası Yuuko'ya bağlı. Onu bu kadar iyi yapan şeylerden birisi nazikliği olabilir bence. Kendisi her zaman nazik olmuş ve herkese yardım etmiş biri. Köye yardım eder, insanlara yardımcı olur, kardeşini korur ve her zaman en mantıklı düşünen o olur. Ama kız kardeşi tarafından ihanete uğradığı ve köylüler tarafından ölüme mahkum edildiği zaman içini bir nefret kaplıyor ve eski okul binasında bir hayalet olarak anılıyor. Yuuko her zaman onu öldürenlere ve kardeşine karşı nefret besledi ve bu yüzden bu anıları unutmak istedi. Bu sebeple gölge Yuuko adlı başka bir kişilik doğdu. Bu Yuuko'nun kötü düşünceleri, nefreti, anıları, tramvaları, yani acıları ile doğmuş bir hayalet. Yuuko bu hayaleti asla kabul etmek istemiyor, bunun sebepleri var.
ilk olarak anılarından korktuğu için onları kabullenmek istemiyor ve bu yüzden hep onlardan kaçınıyor.
İkinci olarak Teichi'nin ondan nefret edeceğini düşünüyor, eğer gerçek beni görürse benden nefret eder düşüncesi var ve bu yüzden anılarından ve gerçek benliğinden kaçınıyor.
Üçüncü ve son olarak eğer nefretini ve anılarını kabullenirse bir hayalet olmayacak ve ebediyen kaybolacak, yani ebedi bir yalnızlık. Bunu da istemiyor çünkü Tecihi ile asla ayrılmak istemiyor.
Kabullenmemesinin sebepleri bunlar.
Bir de karakterin affetme teması var. Her ne kadar kardeşi ona ihanet etse de veya köylüler onu öldürse dahi onları affediyor. Bu söylentiye inanmaları onların suçu değil diyor bu da okulda ki öğrencilerin hayalet hikayelerine inanması ve görmesi ile aynı şey olduğunu belirtiyor. Bu yüzden de onları affediyor. Çoğu bölüm Yuuko'nun sahneleri ile mükemmelleşiyor. Kendini kabullenmesi, insanları affetmesi bunları geç gizemli ve eğlenceli kişiliği ile bile çok iyi bir karakter. Animanga'nın en underrated karakterlerinden kendisi.

Yuuko'nun torunu. Tam anlamıyla torunu olması da bir nevi kan ilişkisi var. Bu karakter hatırladığım kadarıyla anime de daha iyi işleniyordu veya ben yanlış hatırlamıyorum, çünkü anime de sevdiğim kadar sevemedim bu karakteri. Karakter o kadar complex veya karakter gelişimi içeren bir karakter değil daha çok ufak gelişimler gösterip yardımcı bir karakter. Hatırladığım kadarıyla(anime'sinden bahsediyorum çünkü manga da bunu hissedemedim) Kirie Yuuko'ya benzemek istemiyor çünkü hem onun nefret dolu kişiliğinden dolayı ona güvenmiyor hem nenesini üzdüğü için o durumu Yuukon ile sempati besleyemiyor hem de Teiichi'den hoşlanıyor. Bunu bir bölümde görüyorduk. Festivalin olduğu bölümde hem Yuuko'yu kıskanıyor hem Teiichi'ye ben Yuuko'ya benziyorum onun nesini seviyorsun, benden farklı bir şeyi mi var, ben güzel miyim, ben mi yuukon mu gibi sorular soruyor Teiichi'ye mantıken ondan hoşlanıyor. Ama sonra hisleri gidiyor ve Yuuko'ya karşı semapti besliyor ve onu kabul ediyor artık. O bölümden sonra daha az kıskanç ve daha doğal Kirie oluyor. Karakter gelişimi de burada sona eriyor, tabi hâlâ bir şeyler yapıyor 7 efsanevi söylentiyi araştırmak gibi ama eskisi gibi bir kıskançlık duygusuna sahip olmuyor. Beni bu karakteri sevdiren şey de bu oluyor. Sonuç olarak güzel bir karakter.

Animesini izlediğimde de o kadar beğenmedim, mangada da aynı şekilde o kadar begenmedim. Bence zayıf bir ana karakter olarak kalıyor. Karakterin amacı Yuuko'yu sevmek onun dışı hikaye de başka rolu yok ve zaten Hikayede de ona başka bir yük de bindirilmiyor yani görevini iyi yapıyor. Ama ben biraz daha detaylı geçmişe ve daha derin bir kişiliğe sahip olmasını isterdim. Mesela Kanoe ailesine çok değiniliyor ki deginilmesi gerek çünkü serinin ana ailesi bu. Ama bence bu karakterin de ailesine ve geçmişine deginilmesi gerekliyid çünkü sonuçta ana karakter. Tek vasfı Yuuko ile birlikte olması onu iyi bir karakter yapsa da biraz eksik yapıyor. Yuuko'ya olan hastalarda hisleri aynı şekilde iyi niyeti falan gayet güzel ge Yuuko'ya olan duyguları iyi işleniyor onda yalan yok. Yalan soylemeyecegim Manga da biraz sempati besleyebildim Teiichi'ye biraz sevdim. Anime de hiç sevememiştim çünkü. Sonuç olarak Yuuko ile ilişkisi ile ön plana çıkan güzel bir karakter.

Eğlenceli, mutlu seriye neşe katan bir karakter. Ne derin bir geçmiş ne çok bir hikaye katkısı ne de complex bir kişilik ve gelişim, bunların hiç birine sahip değil. Ama bence manga'ya eğlence katıyor ve pozitif enerji vermeyi başarıyor. İlk başlarda Teiichi'ye karşı his besliyor ama sonradan evet senin sevdiğin biri var diyip olgunca kabulleniyor ve arkadaşlığını devam ettiriyor. Bu konuda onu canı gönülden tebrik ediyorum.

Bu (Eğer karakterleri karistirmiyorsam) lez bir karakterdi. Bir ağacın yanında bir çiftin ikisinden birisinin birbirini öldürmesi gereken bir hayalet hikayesine inanıyor ve bunu yapmak uzereyken gene sorun çözülüyor. Bundan sonra pek gösterilen bir karakter olmadı. O kadar iyi bir karakter de değildi zaten.

Doğru kişiyi mi yazdım bilmiyorum ama resim yapan kız hakkında konuşacağım bu kız sousuke adlı kişiyle sevgili gibi bir şey. Bu da Manga'nin bazı yerlerinde işleniyor. Yalnız olmak istemeyen bir karakter falan deniliyor. Bu yüzden Sousuke'ye de, kız resim yaparken onun yanında destek çıkması söyleniyor. Bir kaç sahne de gözüküyor falan o kadar.

Okulda ki Yuuko-san denilen hayalet söylentileri sebebiyle hep lanetli kız diye zorbalanan birisi ve bu yüzden Yuuko'dan nefret ediyor ve aynı şekilde zorbasından da. Zorbası da değişik biri okulu falan dagitmisliğı var. Sonra zorbası bundan özür diliyor falan güzel bir sahne oluyor. En sonunda Yuuko tarafından kurturuluyor ve onun hakkında söylentiler ve zorbalıklar yok oluyor. Öyle normal biri olup gidiyor. Bu karakteri de animesinden daha çok sevmiştim.
Hemşire, Yuuko'nun kardeşi gibi karskterler de var. Yuuko'nun kardeşi hakkında bahsetmek gerek ama üstü kapalı anlatmak istiyorum, pek sevdiğim bir karakter değil. Ablasına ihanet ediyor sonra pişman oluyor ve bu yük'ün hiç gideceğini düşünmüyor bu yüzden hep içinde pişmanlıkla yaşıyor bu yüzden Yuuko'nun nefretli halini görüyor. Sonra Yuuko bunu affediyor falan bu da mutlu oluyor. Animesine göre daha çok gözüken bir karakter bu konu da gayet iyi.
Hemşire de öyle korkka bir karakter pek bir şeyi yok.
Mükemmel bir romantizm serisi. Hem.Teiichi ve Yuuko'nun ilişkisi iyi hem de diğer romcomların yaptığı salak saçma şeylerden biriini yapmıyor, o da aşk üçgeni. Evet Teiichi'den toplam 3 kişi hoşlanıyor ama Teiichi bunların ikisini adam gibi reddediyor. Bos boş a o omla birlikte şunla opusurken o görüp onu kıskanıyor sonra onu öpüyor falan giibi boş boş ask üçgenleri yok. Bir seri harem değilse başka bir kişiyle ilişki eklenmesi saçan eğer aldatma teması işlenmiyorsa ve bu seri de bunu çok iyi yapıyor. Bu yüzden çok beğendim romantizmini. Komedisi ve ecchi'si de hoş derecede iyi ve tatlı. Ecchi sahneleri sırıttırıyor ve vermek istediği şeyi veriyor. Komedisi de gayet iyi ara sıra güldürüyor işte.
Animesi ve mangasında farklı olan az çok var. Mesela animesin de Yuuko kardeşini kurtariyordu, o adak edildiği için kardeşi kurtuluyordu. Ve bu yüzden mutlu oluyordu ve mükemmel bir sahne ile bunu birleştiriyorlardı. Ama manga da kardeşi buna ihanet ediyor ve öyle bir sahne yok ama bu açığı kardeşinin gelişimi ile kapatıyorlar. Onun dışında manga da daha detaylı bir işleniş var hem de dünyası daha iyi daha canlı.
Benim çok tatmin olduğum bir hikaye oldu. Başından sonuna kadar çok beğendim ve bağlandım. Animesini izlemeden mangasını okusaydım muhtemelen hayran kalırdım. Benim için top romantik animangalardan olmaya devam edecek. Hikaye kısmında başka diyecek bir şey yok. Beğendim eksik yok. Her şey güzelce işlenmiş ve son bulmuş, finali de baya iyi.
Çok sevdiğim bir manga. Konuşacak çok fazla şey bulamadım o yüzden az konuştum biraz ama genel olarak baya sevdiğim bir eser











Tsubaki
Shintaro
Haruka
Ryuu
Akira
Karakterlerin hepsi ile empati kurulabilecek şekilde olması karakterleri iyi yapan faktörlerden benim için. Atıyorum Shibasawa'nın yalnızlığı, Chako'nun ailevi problemlerden ötürü tokyoya kaçması, Gen'in yaşadığı şeyler, Yuko'nun geçmişi gibi. Karakterler kötü şeyler yapsa dahi onlar ile ekpati kurabiliyorsun, bu da karakterleri benim için güzel kılan bir faktör oluyor.
Reiji ailevi sorunlari olan bir çocuk. Abisi odasında çıkmayan birisi, babasısız, fakir ve annesine tek başına yardımcı olması gereken birisi. Ama bir gün Aoe ile tanışyor ve beraber intihar etmek istiyorlar.
Karakterin başlangıç hikâyesi çok iyi bu beni karaktere bağlayan unsurlardan oldu. Reiji'nin karakter yolu çok dramatik ve güzeldi. Diğer karakterler ile dinamikleri olsun, yavaş yavaş yapmak istediği şeye karar vermesi olsun, bir umut arayışı olsun çok güzel bir karakter yolu ve dinamikleri vardı. Manga içinde çok fazla bir gelişim almamış bir karakter ama. Sadece sonda bir gelişim aldi karakter, onun dışında hep bir şeylerin arayışında veya bir şeylerin farkına varması, öğrenmesi ile ilerledi. Annesinin gerçek amacını öğrenmesi ve ondan nefret etmesi gibi küçük gelisimler alsada tam olarak istediğim şeyi alamadım gelişim olarak. Ama yine de iyi bir karakterdi, onu iyi yapan seyler, karakter yolu, dinamikleri, umut arayışı, bir kaçış arayışı, ve ne istediğini araması onu iyi yapan unsurlardan
Seride en sevdiğim karakterlerden oldu. Yaşadığı seylerden dolayı ölmek istemesi, her zaman özür dilemesi, insanlarin her dediğini yapması onu ilginç ve derin bir karakter yapıyor. Manga da tam olarak çok fazlasiyla zaman verilmiyor. Reiji'nin aksine Bence Aoe nin güzel bir karakter yolu yok, onu daha ilginç kılan şeyler umutsuzluğu ve geçmiş yaşamı denebilir. Sevdiğim bir karakter oldu seridkei favorilerimden.
Beni geçmişi ile çok etkileyen bir karakter. Geçmişte Çok kötü bir hayat yaşamış birisi ve geçmişte Esemori'nin onu terk edişi ile kuyunun en dibine düşmüş birisi. Ailesinden gelen döngü ile kapana kısılmış birisi ve kuyunun dibine kendisi ile birlikte duracak birisi çekmek isteyen bir karakter, çünkü böylece birisi de onun çektiği acıyı anlayabilecek. Kimseye karşı bir sevgisi olmayan bir karakter, sadece kendisi gibi birisinin aynı kaderi aynı acıyı cekmesini istiyor. Ama sonun da bunu önemsemeyip Reiji'den nefret ettiğini söyleyerek, bu kasabadan gitmesini söylüyor ve böylece geçmişte "Kaçış ışığı" olarak gördüğü esemori ile birlikte ölecek. Burada bir nevi geçmişindeki arzularına geri dönüyor ve karakter gelisiminin dönüm noktası oluyor. Bu da aynı aoe gibi umutsuzluğu, manipülatifliği, geçmişi ile güzel bir karakter. Manganın en iyi karakterlerinden birisi.
Geçmişte Yuko tarafından hayatı mahfolan bir karakter. Reiji'nin babası onu dövdüğü için ondan babasini öldürmesini istiyor ve o da öldürüyor. Ve Reiji'ye de onun gulusune ve bakislarini dayanamadığı için hep dövüyor ama gerçek isteği Yuko gibi birisi olmak. Reiji'ye sevgisi, pişmanlığı, yaşadığı hayat da onu ilginç bir karakter yapıyor.
Ailesi tarafından hep ailesinin istekleri ile büyütülmüş bir karakter ve bu yüzden de öğretmen olmuş. Öğretmen olduğunda ise olabilcecegi en iyi öğretmen olmaya calışmış. Reiji ile taniştıktan sonra ise hayatı bir nevi değişiyor her şeyin farkina varıyor ve yalnızlığını gideriyor, bu yüzden de Reije'ye delicesine aşık oluyor. Empati yapıldığında anlaşabilir bir karakter ama gene de reiji'ye takintilığı, psikopatça hareketleri ile biraz değişik bir karakter.
Ailesi tarafından ciddiye alınmayan, çevresi tarafından zorbalanan, kilolu olduğu için kendini sevmeyen bir kız. Empati kurarak neler yaşadığı ve böyle olması normal karsilabilecek bir karakter. Karakterse sevemediğim yanlardan birisi "kararsızlığı"/Gelişimi oldu. Karakter her zaman bir istek değişiyor. Bunu değil bunu istiyorum, hayır bunu istiyorum falan diye her zaman bir istek degiştiriyor. Karakter kendi içinde çok celişkili çıkıyor sanki sırf hikayeden dolayı fikirleri degisiyor gibime geldiği için kendi içinde o kadar tutarli, ve gelişimi güzel bir karakter olduğunu düşünmüyorum.
Öncelikle her karakter de olan ikide bir fikir değişme şeyinden bahsedicem. Chako'da örnek vermiştim ve aynı şekilde Gen'de de bu var. Gen'in ikide bir fikir değiştirmesi veya Reiji'ye etrafına karşı sinirli davranişları kendi içinde tutarlı olsa da, birazcık "Yapay" buluyorum. Böyle olunca sanki gereksiz bir Twist havasına veya Gereksiz uzatılmış bir sey olduğunu düşünüyorum. Bu dediğim bazı herlerde diğer karakterler de de yapılıyor ama enleri olarak bunların örnek verdim.
Üstekine benzer olsa da burada da biraz eksiklikler var bence. Reiji'nin mesela annesi ile intihar etmek istemesi ve sonrasında ondan "Senden nefret ediyorum" Demesi biraz abartı kaçmış diye düşünüyorum. Onun geçmişini ogrendikten sonra bunu soylemesi o kadar abartı kaçmadı ama direkt bunu söylemesi öyle kaçıyor bence. Veya Reiji'nin az karakter gelişimi göstermesi ve sonunda da kötü bir gelişim göstermesi beni karakter gelişimlerini pek sevdirtmiyor. Sadece Reiji de değil aynı şekilde chako veya Gen'de de böyle ama onlar en azından biraz daha gelişimi hissedilirdi. Esemori veya Yuko gibi karakterler de ise o kadar gelişim söz konusu değildi. Yuko da az çok sonda bir gelişim aldı ama zirve bir nokta olduğunu da düşünmüyorum.
Manga da en çok sevdiğim şeylerden bazıları benzetmeler ve parelel'lik oldu. Akvaryum benzetmeleri, Ölü balık benzetmeleri, Kuyu benzetmeleri gibi şeyler çok sevmeme sebep oldu. Aoe karaktere hep "Ölü balık" ile benzetiliyordu. Ölü bir şekilde yüzen ve öyle insanlar ile karşılaşan bir benzetme.
Akvaryum da Kasaba olarak benzetiliyordu. Asla dışarı akvaryumdan çıkamayan onun içinde süzülerek yaşayan balıklar. Bu güzel bir benzetmeydi. Serinin sonunda da bunu yapabilen karakter oluyordu.
Kuyu benzetmesi de, Reiji ve Yuko'nun ve onun soyunun benzetildiği şeydi. Yuko Reiji'yi hep kuyu'nun en derinliklerinde tutarak büyüttü ve bu yüzden Reiji tanıştığı insanları, kuyunun en dibine çekiyordu veya o insanların ona ulaşması için, kuyunun en derinine gitmeleri gerekiyordu. Ayni şekilde Yuuko da bu şekilde büyütüldü ve etrafındaki insanlari içine çekti. Uryu,Gen,Kazumasa bunlara örnek olarak verilebilir.

Bu sahne örneği de bunu çok güzel anlatıyor. Soydan gelerek herkes kendi çocuğunu, kuyunun en derinliklerinde tutuyor/büyütüyor.
Paralellikler ise genellikle geçmiş zaman ve şuanki zaman üzerineydi. Mesela Chako ve Esemorinin' ilk sevgilisi. Bunlar sadece görünüş olarek değil, genel karakter olarakta birbirine benziyordu. Çünkü ikisde sevdiği adamı elde edemedi ve kötü hayat yaşadılar ama sonunda ikiside düzgün hayata sahip oldular. Esemori şuanki zaman da Reiji ile, Yuko şuanki zamanda Aoe ile, Esemorini ilk sevgisili şuanki zamanda chako ild, Uryu da belki Gen ile benzerlikleri vardi. Reiji Esemori ile o kadar benzerliği yok. ezik, kötü yaşamış ve Aoe'ye karış saf sevgisinde dolayı ona benzerlikleri var. Aoe ise kötü bir hayat yaşaması ile, ailesi onun yüzünden ölmesi gibi şeyler ile Yuko'ya benziyor. Uryu da Yuko' yüzünden öldüğü için belki Gen ile benzetilebilir. Gen de onun yüzünden kötü hayat yaşamıştı, bir de ikisi de serseri kafasında.
Işık benzetmesi de bu parellel de var. Yuko, esemori'yi ısık olarak görmüştü aynı şekilde Aoe içinde ışık Reiji'ydi. Onun sayesinde gerçekten kendi için bir seyelr yapmıştı. Reiji ile konusmaya gelmesi, ve sonra onun peşinden koşması bunlara örnek. İkisi de kurtalilmak istiyordu. Aoe de Yuko da "Aşıklar İntiharını" yapıp bedenen birlesmek istiyordu ve kurtalılmak istiyordu.
Hikaye genel olarak iyi bir hikayeydi. Sonu kötü olsa da güzel bir hikayeydi. Onun dışında da eksikliklri vardı.
Örneğin, Hikayenin gereksiz uzatilişlari: Baya yerde sanki gereksiz hikaye uzatiliyor gibiydi. Reiji annesi ile Çifte intihar girisminde bulunduktan sonra bunu daha çok hissetmeye başladım. Shibasawa ile olan olaylar, Tokyo'daki olaylar veya en sondaki Aoe'nin kacirilişı fln gereksiz uzatmaydı. Ve genel de karakterlerin gelişimlerini de gereksiz yere uzattılar bununla birlikte. Geçmiş hikaye hep yanlış anlatılıyordu ve sonra doğrusu anlatılıyordu. Mesela Esemori neden Reiji'ye yanlış hikaye anlattı veya neden Reiji'nin babası herkesin azından farklı birisi olarak çıkıyor. Bunlar gereksiz twist ve olay örgüsüydu bence. Ve böyle olunca olayları anlamdirmak zor oluyor, her Chapter da böyle değildi böyle olunca veya tutarsız karakter gelişimleri/istekleri olunca hem anlaması zor hem de Yapay geliyor.
Hikayenin bütünlüğü çok iyiydi. Her şeyin birbiri ile bağlantısı falan güzeldi. Bunun anlatilış biçimini pek begenmesen de iyiydi. Geçmiş hikaye güzel olsa dahi. Asıl olay örgüsü çok gelişe geldik, şansa bala ilerliyordu. Karakterlerin arzuların hikaye'nin gidişatına göre degistirilip tutarsiz olması bir yana. Yaşanan olaylar da hep gelişe geldik oluyor. Reiji'nin hastane de Esemori ile tanışması, Hep birilerinin bir şeyi duyması, Birbiri ile karşılaşmaları hikayeyi biraz benim için "yapay" kılıyor. Bu az oldumu göz ardı edilebilir ama çok defa oldumu biraz yapay kaçıyor. Bir de karakterlerin değişimin hikayey göre olması biraz yapay kaçıyor. O da mesela tokyo sahneleri, Orada Chako bir çok kez istek değiştirdi, sonra en sonunda Aoe'yi ifşaladı ki bunun hikayeye katkısı sıfırdı. Esemori ile fotoğraf cekinmesi fln bu da Gereksiz bir şeydi. Bu olay hikayey hiç bir katkısı olmadı, aoe'ye bunun ike ilgili bir şey olmadı. Yani daha çok karakterlerin gelişmiş göstermesine değil de hikaye için gostermelerine karşı bir şeyim var. Gerektiği yerde değilde hikaye biraz daha aksiyonlu olsun, derin olsun fln diye degiştirilen seyler.
Onun dışında hikaye gayet iyiydi. Beğendiğim noktalar oldu baya ama böyle garip ve beğenmediğim noktalar da oldu.
Kötü bir finaldi. Ucu açık seyelr gitti ve hikayenin o kadar kastığı şeyler düzgün sonlanmadı.
Reiji hikaye de bir şeyi seçecekti, hikaye hep bunun üzerine işlendi. Yaşadığı olaylar hep onu bir yerlere itti. Kimi zaman Chako ile birlikte olmak, kimi zaman Shisabawa ile olmak, Annesi ile ölmek, Geni beklemek gibi şeyler istedi. Bunların karakterlere etkisi pek düzgün olmamıştı bence. Her karakter kendi yoluna gitti bazıları ucu açık kaldı. Kendi yollarina gitmelerine bir şey deniyorum, ama sanki Reiji'nin bu seciminin onların üzerindeki etkiyi pek göremedik. Chako üzerinde nasıl bir etki oldu onu göremedik, A öylece unuttu gibi gosterildi. Gen bir hastaneden çıkınca direkt Femboy'luğu, reiji'ye aşkı gitti. Annesi en azından sevdiği biri ile birlikte öldü, o güzeldi. Abisi yoluna gitti o da güzeldi. Ama Shisabawa yok, o gitti Aoe'nin dayısını araba ile alıp evine götürdü. Shibasawa gibi birisi bunu nasıl böyle kabullenebiliyor? Reiji'ye "Benim ile olman umrumda değil, sadece yaşa" dedi ama bunu demeden önce Reiji'ye aşkı yüzünde Aoe'ye engel olmuştu ve nerdeyse deli gibiydi, tek amacı onun ile evlenmekti ama sonra böyle kabullenerek, Aoe'nin dayisini arabaya alip evine götürdü. Berbar bir karakter Conclusion'du. Acele bir son ile bunları da hiçe attılar.
Kader döngüsü bir nevi kırıldı denebilir. Reiji ve Aoe intihar etti (Muhtemel) bu "Kader Döngüsünü" bir nevi degistirmiş olsa da (Soy olarak) Tam olarak o döngünün kırılmasını hissedemedim. Aynı şekilde Yuko ve esemori de bunu yaşadı o zaman onlar da kader Döngüsünü bir nevi kırdı. Ama bunu kıran sadece Reiji'nin olması daha makuldu bence. Geçmişleri nerdeyse birbiri ile benzerdi ve aynı sonuçları alması beni pek etkilemedi. Diğer kişiler akvaryumdan çıkmayı başardı tabiki de. Chako,Gen, Kazumasa gibi.
Hem drama olarak hem de tam seriye uygun bir final olduğunu düşünmüyorum. Bir de Chako'ların şeyini daha sora göstermeleri benim için etkiyi daha da azalttı. Kitap olarak gostermeleri için böyle yaptılar ama Rejji ve Aoe'nin sonu o kadar ucu açık şekilde bittikten sonra o finali görmek beni pek tatmin etmedi. Final çok acele şekilde yaşandı. Aoe'nin olayları da çok hızlı geçildi. Bu da eksik gördüğüm seylerden. Bazı karakterlerin sonu güzel olsa da bu sonu güzel yapmıyor benim için.
Genel olarak sevdiğim bir mangaydı. Finali acele olması ve karskter gelişimleri, olay örgüsündeki bazi hatalar dışında drama olarak sevdiğim bir seri de oldu. Bazı şeyler daha iyi islenebilseymiş daha iyi olabilirmiş.
Top 5 Characters
1) Nagi Aoe
2) Reiji Kurose
3) Yuko Kurose
4) Gen Minegishi
5) Esemori
Top 5 Chapter
1) CH 168-173
2) CH 90-108
3) CH 150-156
4) CH 1-25
5) CH 52-58

Review
Serinin en önemli şeylerinden olan plot twist. Seri plot twistler ile çok kez beni şaşırttı, bazı yerlerde gereksiz yere şaşırtmak için kullanılsa dahi genel olarak baya iyi kullanılmıştı bu. Ve serideki her şey birbiri ile bağlantılı olması ve o şekilde bitmesi baya iyiydi. Bazı şeyler gereksiz bağlantı ve ayrıntı gibi hissettirse de, hem karakterlere hem hikayeye az çok derinlik kattı.
Plot açısından gerçekten iyi bir seriydi. Hem Geçmiş hikâyeyi gôstererek hem de suanki zamandan ilerletmeyi çok güzel yapmış bir seri. Özellikle serinin ilk başlarındaki çoklu kişilik bozukluğu'nun kattığı gizem ve bilinmezlik çok iyiydi. Plot ta beğenmediğim şeyler tabi vardı. Bazı yerlerde "Gereksiz aksiyon" "plot armor" veya "gereksiz plot twistler" vardı.
Mesela Momoi ve saru, eiji ve rei'yi alt etmek için o kadar plan yapmışlar ama akıllarına hiç yelek giymek gelmemiş. Eiji'nin yelek giyebileceğini veya başka bir seyi tahmin ederek, silahin tetigini cekmiyor ama bir yelek giyemi akil edemiyor.
Gereksiz aksiyon kısımları ise, örneğin; ilk bölümlerde Skall'ın mekanından Alice sitesindeki müşteri belgesini almak için gidiyor ve orada anahtarı düşürüyor ve onu tekrar alıyor veya bu tarz şeyler oluyor, "Gereksiz gerilim, aksiyon yaratarak biraz hikayeyi gerçek dışı veya uzatma oluyor bence. 1. Arc'ın sonu da buna örnek olabilir: Sanki Eiji orada kurtulmayacakmiş gibi göstermeleri.
Gereksiz plot twistler de; Bir şeyi öğrenmemiz ile birlikte onun başka bir sey olduğunu öğrenmemiz bir oluyor. Üsteki şeye benzer olarak bir plot twist ortaya atıyor ve sonra onu yanlış kılıyor, bu da biraz abartılı bir şey oluyor. Şaşırtma güzel kullanildimi iyi oluyor ama çok kez ve gereksiz yerlerde kullanildimi bayabiliyor.
Onun dışında plot açısından memnunum. Her şey birbirile ile bağlantılı ve zamanları kullanarak olayları siralayabiliyor olmamız da güzel. Yani hiç bir Zaman dilimi boş kalmıyor, "burada ne oldu" veya "burada bir şey olmadı", gibi akılda bir seyler kalmıyor. Plot olarak tek eksik hissettigim şey hızlı ilerlemesini ve yukarıda bahsettiğim şeyler. Bunlar da küçük kusurlar benim için, cok kötü be plotu berbat hale getirecek kusur değiller.
Her karakteri teker teker açıklamaya gecmeden önce, genel olarak karakterlerin işlenişinden bahsedicem. Ana karakterden örnek verelim; Ana karakter işleniş olarak biraz az zaman verilmiş gibime geliyor, sadece ana karakter değil de genel olarak karakterler de böyle. Ana karakter de benlik(kişilik), gerceklikten kaçış, intikam, kötülük-iyilik arasında bir çelişki var ama neredeyse bunlar ana karakter üzerinde çok az işleniyor. Seri o kadar plot twist ve olalara odaklı bir şekilde ilerliyor ki karakterler üzerindeki bazı temaları veya gelişmeleri yüzeysel şekilde işliyor.
Eiji Urashima: Karakter genel olarak saf,masum ve normal lise hayatı yaşayan birisi ama çoklu kişilik bozukluğu ile bu biraz zedeleniyor ve normal lise hayatı biraz değişiyor. Bunun ile birlikte karakter de biraz değişiyor. Hem hayatı hem de kyouka ile ilişki açısından gelişimler yaşıyor. Kyouka'ya olan sözleri ile pozitif ve masum enerjisi ile güzel bir karakter oluyor. Fazla bir gelişim yasamada dahi güzel bir karakter.
B1 Eiji Hachinoi: Bu kişilik, diğer eiji'nin aksine daha derinli ve anlamlı. Genel olarak serinin ana teması veya gelişimleri bu karakter üzerine kurulu. Amacı: Babasına katil damgası vurulmasına sebep olan kişiyi yakalamak(LL'i) ve onun masumiyetini açığa çıkarmak. Genel amacı bu olan karakter ilk başlarda intikama aşırı şekilde odaklı oluyor ama sonra giderek, hem ahlâkî hem de duygusal anlamda gelişimlerini görüyoruz. Karakterin ahlâkî, veya intikam'i aldıktan sonra ne olacak gibi sorgulamlarini pek göremiyoruz, bu da hem serininn ana temasını hem de karakterin gelişimini yüzeysel kılıyor. Ve üstüne gerçeklikten kaçış teması da çok yüzeysel kalıyor. Karakterin "eiji urashima" kişiliği aslen "gerçeklikten kaçmak" için oluşturduğu neşeli ve masum bir kişilik ve bunu sonlara doğru kabul ediyor ve bu yüzden de sonda eiji ve b1 kişiliği birleşiyor. Bu bence karakter üzerinde pek derin işlenememiş. Kyouka ve Eiji sahnesinde baya bir detay görüyoruz bunun ile alakalı ama genele baktık mi bunun ile ilgili düzgün bir gelişim göstermiyor.
Kyouka karakteri berbat bir aile tarafından buyutülen trajedik bir karakter. Karakterin ailesi LL tarafından dağılıyor/mahfoluyor ve böylece özgür oluyor ve bu yüzden LL'e karış bjr hayranlık besliyor ve bu yüzden eiji ile çıkıyor. Karakterin ana temaları (LL gibi) acıdan anlama, kabul görme ve anlaşılma temaları denebilir. Deli,manyak ve psikopat bir kişiliğe sahip ve bu yüzden hep kendisini hep ayrı hissetmişti ama birileri tarafından kendi gerçek benliğini kabul etmesini istiyordu ki eiji bunu ona vermişti. Ama eiji karakterini öldürdüğü için bundan acı çekiyordu ve bunu istiyordu. Ailesi tarafından istismara uğradığı için acı hissetmiyordu ve eiji'yi öldürüldüğü için bu acıyı sonunda cekebilmişti. Genel olarak bu şeylere sahip bir karakterdi ama gene yüzeysel islenisin kurbanı olarak beni o kadar etkilemeyen bir karakterdi. Özellikle duygularının eiji tarafından açıklanması bence onun gelişiminin eksiklerindendi, daha çok kendisi yavaş yavaş geliserek bunnari fark etseydi daha iyi olabilirdi.
Bu karakter de pek fazla bir şey yoktu, daha çok küçükken gördüğü bir şeyden dolayı travma yaşamış bir karakter ve sonradan bunun ile ilgili eiji ye yardım da bulunuyordu, onun dışında herhangi bir şeyi yoktu.
Bu iki karakterin dinamiği serinin belirli aracında işleniyordu. Saru karakteri lezbiyen olmasında dolayi ifsalanacagi için Saru karakteri onun yerine işi halletmeey yani, makoto'yu öldürdü. İkisinin arasında hem amir çırak ilişkisi hem de bir nevi daha çok saru tarafından bir sevgi ilişkisi vardı. Momoi karakteri geçmişteki insan öldürme veya davalardan dolayı her zaman pişman olmuş bir karakterdi ve hayatın bir cehennem olarak görüyordu, ve ölürken de cehennemine veda ederek öldü ve saru karakteri de sevdiği kişi öldüğü için kendini öldürmüsdü(nedense ilk önce onu öldüren kişiyi öldürme yerine intihar etti) İkisi az zaman taninsa da iyi bir dinamikleri vardi.
Hayatı boyunca acı çekmemiş ve bu yüzden de hayvanlara veya insanlara aci cektirerek tatmin olan bir deli. Ve bir yerden sonra bunlar da sıkıyor ve LL hikayesini uyduruyor. Tam anlamıyla pure evil olmayan bir karakterdi. Doğduğundan beri acı cekmeyen ve kendini oraya ait hissetmeyen birisiydi ve bir kediyi öldürdüğünü gerçekten o hissi hissetmişti. Hem bir yandan deli hem de bir yandan kırık bir karakterdim. Ama onu en iyi yapan şeylerden biri serinin ana temalarının geliştirmesi için olan rolüydü.
Diğer yan karakterler de pek ciddiye alinmayacak bir biçimdeydi. Gene ortalama üstü bir karakter kadorusu vardı.
Hikâye güzel ve derin bir hikâye olmak ile birlikte, içinde güzel ama yüzeysel işlenen temalar barındırıyordu. Mesela "Nefret döngüsü" "escapism" "Kimlik" "kabul görme" "yalnızlık" "toplum" "intikam" gibi temalara yüzeysel olarak deginiliyordu. Bunlardan en çok etkileyici ve ön planda olan 4 tanesi Kimlik, kabul görme, nefret döngüsü ve intikam olabilir.
Manga da genel olarak çoklu kişilik bozukluğu üstünde "kimlik" teması işleniyordu. Bu tema sadece ana karakter üzerinde işleniyordu. Kimlik teması escapism teması ile de bir bağlantısı var. Karakter gerçekliğin stresi ve acımasızlığı yüzünden, kendine başka bir kimlik yaratıyor ve yavaş yavaş kimlikler birleşip, ana karakter doğru dürüst, toplumdan dışlanmadiğı bir hayata sahip oluyor. Bu da karakterin gelişiminin zirve noktası oluyor. Bu tema karakerde ne kadar derinlemesine islenildiği tartışılır ama gene de güzel bir temaydı.
Bu tema daha çok Kyouka ve Eiji açısından işleniyor. Kiichi(LL) ve Sai de bu temanin yapılari olsa dahi tam olarak işlenmiyor.
Yapı: Sai ve Kiichi karakteri toplumdan farklı bir karakter ve bu yüzden toplumdan ayrı bir biçimde duruyor ama kyouka ve eiji'nin aksine bunların ikisi "kabul görme" yi istemiyor, sadece bu biçimde yaşıyor.
Kyouka ve Eiji de ise kabul görülmek isteniliyorlar. Kyouka her zaman asıl kişiliğini saklamış birisi ve kendisni gerçek kişiliği ile kabul edecek birisini istiyor. Aynı şekilde Eiji de her zaman "Katilin oğlu" itâmları sebebiyle toplum tarafından dışlanmış birisi ve o yüzden eiji karakteri de kendisini böyle kabul edilmesini istiyor. Ve Kyouka,Kashiwagi,Yoko gibi karakterler de Eiji'yi bu hali ile kabul ediyor.
İntikam teması biraz sorgulamali bir biçimde işleniyor. Mesela intikamdan sonra ne olacak gibi. Biraz Varoluşçuluk teması ile birleşmiş bir intikam teması çünkü B1 karakterinin tek amacı intikam ama Biraz sorgulamar ile bunu daha farklı kılıyordu. Üstüne sadece Eiji karakterinin "Kiichi" yi öldürmesi ile bir intikam teması yok, Kiichi karakterini topluma karşı bir intikam teması da var bunu da söylenene göre gerçeklikten kaçarak yapıyor(insanları oldurerek veya LL hikayesini uydurarak) Ve en sonunda Eiji karakterinin kendisini öldürmesi ile bu hikaye bitecek ve İntikamı alınacak ama eiji zaten bunu öngörüp onu öldürmüyor.
İlk önce intikam temasını anlatmamın sebebi, Nefret döngüsünün onun ile bir bağlantısı olması. Seride Nefret döngüsü, toplum ile iliskilendiriliyor. Toplum Kiichi ye kötü davrandı ve bu yüzden kötü oldu, Toplum Kyouka'ya böyle davrandı o yüzden böyle oldu veya aynı şekilde eiji için. Birisinin kötü veya iyi olmasına değilde daha çok neden kötü diye bakılıyor. Mesela Manhadaki en iyi sözlerden biri olan "Kötülük kötülüğü doğru" sozü. Gerçekten nefret döngüsünü ve karakterlerin psikolojisini çok iyi açıklıyor. Ana karakter Kiichi'yi öldürmeyerek Nefret döngüsünü de bir nevi kırmış oluyor.
Yalnızlık, toplum, dışlanma, özgürlük gibi temalarda seri de az çok işleniyor. Toplum tarafından dışlanan bireyin yalnızlığı, kabul görme ve sevilme istediği veya bunun yüzünden gerçeklikten kacarak Kendi intikamini yaratması bu seriyi güzel kılıyor. Bazı kişiler ise de bunun sonucunda tüm bu seylerden kurturarak "Özgür" oluyor. Eiji gibi.
Gene hikâyeye gelecek olursak, hikâye çok gizemli ve derin bir hikâye. Kafa karıştırıcılığı ile birlikte her şey birbirine bağlı olması onu çok iyi bir yazım yapıyor. Hikâye de her şey mantıklı veya mükemmel olmasa dahi. Ayrıntıları ile de mükemmel bir yazım kalitesine sahipti. Seri de bazı eksik seyler var ve bunlardan bazıları şunlar
Kyouka karakteri, Eiji'yi Sai'den kurtaracağı zaman çok fazla telaş yapmışti ama halbuki bu onun ilk seferi dahi değil. Yoko'nun ölümü, babasını manipüle etmesi gibi şeyler var burada o kadar telaş yapması biraz saçma kaçıyor.
Bazı plot twistler gereksiz ve tekrarlayıcı olabiliyor veya gizemlerin anlatis biçimi. Mesela bir olay öğrendikten sonra o olayın öyle değil böyle olduğunu öğrenmemiz hem gereksiz bir plot Twist hem de gereksiz bir kafa karıştırıcılm oluyor.
Seri de gizemleri tam olarak hissedemiyoruz. Ayrıntı veya teori'den ziyade, bir olayın yanlışını ve doğrusunu ogrenmemizin arasında 4-5 kısa bölüm oluyor bu da o gizem'in kafa karıştırıcılığını veya atmosferini tam olarak veremiyor. Bunun da ana sebebi hızlı bir ilerleyişe sahip olması.
Bazı yerlerde gereksiz gerilim ve aksiyon yapma hevesi oluyor.
Temaların ve karakterlerin yüzeysel işlenişi, bu manga da benim için en büyük hayal kırıklıklarindan birisi oldu. Karakterlerin derinliğinden bahsetmiyorum, daha çok onlara verilen zamandan bahsediyorum. Karakterlerin gelişimine yeterince zaman verilmemiş, veya bunları surdulebilir kilmamış. Eiji karakter üzerinde sorgulama, kimlik, kabul görme, intikam,nefret döngüsü,escspism ve ahlak gibi temaların, nerdeyse hepsi çok yüzeysel ve az işleniyor. Bunlar karakter veya seri üzeride derin bir yere sahip olsa da gelişim sürecinde bunu pek goremiyoruz.
Serinin hızlı ilerleyişi. Diğer en büyük problemmer arasında yer alıyor. Hep bir sasirtma üzerine kurduğu gizem olarak ön plana çıkıyor ve diğer şeylere verecek zaman bulamadan geciyor, üstüne yukarıda anlattığım gibi gizemleri de hızlı şekilde geçiyor.
Genel olarak bu eksiklere sahip olsa da artıları daha ağırlıklı.
Gibi eksisinden daha fazla artıya sahip bir manga.
Sonuç olarak kesinlikle ortalamin üstünde bir manga. Eksikeri olsa dahi artıları daha fazla olan bir manga. Gizem, plot twist, intikam ve Katil ve delilere farklı bir bakış açısıyla bakması ile hem felsefik hem edebi hem de eğlence yönünden beni tatmin etmiş bir mangaydı. Daha fazla üstüne konusulacak şey olsa dâhi, bu kadarı bile kâfi.








Bu Arc'taki Hikâye işlenişi hızlı ve yüzeyseldi. Örnek olarak Behemdorg'daki insanlar veya o ülkeyi yıkamanın ne gibi zararları olacağına hiçbir şekilde düşünmeyen bir agni vardı. "Yakıtları" kurtarmak istiyor ama bu yakıtları kurtarır ise ortadaki insanlara ne olacağını düşünmüyor ve hikaye bu bakış açısıyla pek anlatılmıyor. Olay örgüsü olarakta idare eder bir biçimdeydi. İlk başlarda gerçekten konusu ile güzel bir olay örgüsü sundu ama daha sonradan biraz sacmalamaya başladı. Agni'nin yakalnışı, sonra Togata'nın trene girmesi gibi olaylar hem biraz absürt hem de biraz üstü açık geliyordu.
_Karakterler de hızlı işlenişin kurbaniydı. Bazı karakterler yeteri zaman verilmiyor bu arcda. Judas karakteri: Bu karakterin gelişimi çok hızlıydı. Geçmişte ailesi tarafından atılan yalanı devam ettiren ve ülkeyi yöneten kişi, bir yerden sonra pişmanlık duyuyor ve Ölmek istiyor. Karakterin hızlı bir gelişim göstermesi pek etkileyici olmadı.
1.Arctan sonra ki işlenişlerde inişli çıkışlı oldu. 2.yarının başlangıçtaki islenişleri gayet güzeldi ama sonlara doğru, Togata'nın ölümünden sonra baya bı hızlı hale geldi. Agni'nin Doma ve ailesini öldürdüşü, togata'nın ölümü gibi şeyler çok ani oldu. Ve sonraki ağaç veya kötü adama da az zaman tanındı ve bunlardan sonra, verilen zaman atlamaları ile karakterler arası ilişkiler veya olan olayları algılammiz bir hayli zorlaştı. Agni ile Doma'nın çocuklarının yaşamı, Sun'ın delirişi ve yönettimdeki diger kişileri oldürüşü ve En son ki dünya. Bunları hem anlamak zordu hem de etkisizdi bence
_Karakterlere verilen Zaman kısa olduğu için çoğu karakter harcaniyordu veya bazılarının değişimi ani hissettiruordu.

Sun karakterine pek düzgün zaman tanımadığını düşünüyorum. İlk başlarda Agni'ue bağlılığı iyi gösterilse de daha sonradan, özellikle 2ve3cü kısımlarda çok az Zaman tanındı ve delirme kısmı da bi hayli hızlı ve etkisizi oldu bence. Karakter 2.kısımda biraz daha ön planda olması gerekliydi ve bu sayede gelişimi daha kusursuz olabilirdi.

Baya iyi bir karakterdi. Ölümü baya anı olması dışında sevdiğim bir karakter oldu. Sadece Her karakter de olduğu gibi bu karakerde de gelişimler biraz hızlıydı. Mesela karakter hep film manyağı olarak bize gosterildi hiç gerçek istekleri bize gskterilmedi ve sonra aniden yaşadığı gelişim ile öldü bu da biraz etkiyi azaltmıştı benim için ama gene de isteklerini ve genel karakteri ile hem serinin ana teması açısından iyi bir karakter hem de eğlenceli bir karakterdi benim için.

Çok az zaman verilen karakterlerden birisi. Sun'a olan bağlılığı bence o kadar inandırıcı ve kuvvetli işlenmemişti. Hele ki son kısımda olan bağlılığı.

Agni serideki en iyi karakterdi bence. Yaşadığı bazı psikolojik sorunlar pek iyi işlenmemiş olsa dahi, karakterin varoluşculuğu, nasıl yaşamak istediği ve ne yapmak istediği hakkıdaki hisleri güzeldi. Yaşadığı durumlar ve gelişimi güzel işlenmişti. Bazı zamanlar biraz ani karakter değişimleri gösterse de(Kişilik bozuklukları, değisimleri) onun dışında iyi işlenen bir karakterdi.

1. Yarıdaki gelişimi hızlıydı, 2. Yarıda da pek zaman tanınmadı bence. Karaker genel olarak pek de iyi değildi, bu karakteri iyi yapan şeylerden birisi Luna'ya benzemesiydi onun dışında pek de işlevli bir karakter değildi bence.
Yan karakterler ana hikayenin gelişimi için veya az zaman taninarak hep harcandı. Topluluktaki insalarda pek düzgün islenemedi bence. Veya Kötü adamlar çok az Zaman tanındı
İşleniş ve Build-up a açısından beni pek etkilemese de dini temalar veya yaşamak ama ne için yaşamak ve nasıl yaşamak gibi alt metinleri ile de güzel bir seriydi. Serideki çoğu karakter bir şeyler tarafından istemediği şekilde yaşamaya sürdürüyordu, din, kaderi veya yaşadığı şeyler gibi. Mesela Judas karakteri ailesi tarafından bir dini yaymak için yaşayan bir karakterdi veya Togata kız olan ama erkek gibi yaşamak isteyen bir karakterdi veya Agni'nin ise bir yakıt olarak kullanılması veya çoğu "üstünlerin" yakıt olarak kullanılması gibi her karakterin böyle bir sorunu ve kendi istediği gibi yasama gibi bir istediği vardı. Bunlar ana karakter üzerinde veya bir kac yan karakter de düzgün işlenmişti ama diğerlerinde aynı şeyi diyemem.
Seride çok uzun yillar yaşamış kişiler genelde film uğruna bir şeyler yapıyordu; Star wars filmini izlemek istiyorum veya film çekmek istiyorum gibi. Bu bazıları için saçma veya karakterin ideolojisinin içine eden bir şey olsa dahi, benim için iyiydi. Çünkü bu istekler hem serinin herkesin istediği gibi yaşama isteği hem de nasıl yaşamak istediği hakkında güzeldi.
Mesela Agni karakteri sıradan insanları kurtarmak isteyen bir karakterdi, daha sonradan Luna'ya bağlılığı ile onun için yaşamaya devam etti. Mesela Judas'ın Ağac olması bütün insanlık için yararı olacaktı ama Agni bunu istemedi, sadece o luna olduğu için onun ile yaşamak istedi. Bu ayni Surya da olduğu gibi, Her şeyi yok etmeyi ve Judas'ı agaç yapıp tekrar başlatmayı düşünüyordu çünkü ancak böyle toplum, siyasi ve dini şeyler degisebilirdi, o buna inaniyordu. Ama asıl amaci bu değildi, asıl amacı star wars'ın son filmini izlemekti bu da onun amacını kötü veya saçma yapmıyor. Bu onun nasıl yaşamak istediği ve niye yaşamak istediğine bir anlamdı. "Bir şey sırf mantıklı veya doğru olduğu için mi yoksa yapmak istediğin için mi yapmalısın" bu çoğu karakter de vardı. Togata kız bedeniyle erkek gibi yaşaması mantıklı miydi, hayır değildi ama öyle yaşamak istediği için yaşadı veya Nenero'nun Agni'yi sun yapması veya Agni'nin Judas'ı Luna yapması gibi, bu serinin alt metinlerinden biriydi bence ve karakterler aracılığıyla çok iyi verilmişti.
Seri de eksikleri var, bahsettiğim İşleniş ve Build-up gibi. Ve bunlar dışında seri de biraz hikaye de zorlama var. Hikâyenin ana alt metinlerini işlemek için hem karakterler harcanıyor hem de üstü açık bırakılan şeyler oluyor. Örnek olarak
Agni veya Judas bu karakterler hep hafıza kaybı yaşadı, bunlar çok açık bir şekilde zorlamaydı bence.
Serinin ana alt metninin anlatılması için siyaset, ülke deki durumlar veya soykırım, insanlık gibi şeylere pek pek değinilmiyor
Bazı karakterler harcanıyor. Gereksiz yere ölümler veya time skipler hikayenin gelişimini ve inandırıcılığıni zayıflatıyor
Buna benzer şeyler hikayeyi zayıflatıyor bence.
Bence savaşlar pek iui değildi, Csm deki gibi savaşlara pek bayilamadim. Hem çizim yüzünden hem de biraz ruhsuz olması yüzünden savaşlar biraz kötüydü bence.
Finali Sinema veya verdiği alt metin olarak iyiydi ama çok fazla hızlı gelişen olay örgüsü yüzünden biraz zorlama geliyordu; Time skipler,Ani gelişen olaylar veya dünya gibi şeyler çok üstün körü geçildi. Vermek istediği mesaji iyi veriyordu onun dışında biraz meh bir sondu.
Sonuç olarakta sevdiğim bir manga oldu ama işlenişin ve olay örgüsünün hizlı olması build-up lara pek kasilammasi ve bazı soru işaretleri ve hikaye eksikleri dışında iyiydi, vermek istediği mesaji daha iyi verebilirdi. Olay örgüsün anlamsızlığından verdiği mesaj sönük kalabiliyor bence, birazcık olsa dahi.
1) Agni
2) Togata
3) Judas/Luna
4) Surya
5) Nenetto
1) CH82-83
2) CH 69-70
3) CH 40
4) CH66
5) CH1






Konusu sıradan bir iblis avcılığı veya iblis kovucu üzerinde ama bu seriyi diğer bu tarz serilerden ayıran şey benim için ele aldığı ana tema oldu.(final de pek hissedemedim bu temayı) İblis kovucular işi genellikle para, şöhret veya eğlencesine yapıyormuş gibi gösterilmiyor. Örnek olarak kagura,shizuru,kyouko gibi önemli aileler iblis kovma işleminde önemli bir yer arz ediyor. Shizuru ve kagura açısından, bir sosshuke'ye bağlı olmama, arkadaşınla vakit geçirme gibi şeyler "özgür olma' açısından işleniyor ve bunu oldukça beğendim. Sadece bu yönden de değil, mesela yomi karakteri de bu aileden gelen sorumluluklar ile bireyin özgürlüğünü kisitlayan şeylere baş kaldırıyor ve her şey yok olursa mutluluk olacağına inanıyor. Bu temalar ile beni içine çekti.
Başlangıç olarak ise, ilk 10-12 bölümde ana konu oturuyor ve karakterler tanıtılıyor. Bu süreçte işlenen temelar ve dünya düzenleri ilgi çekici ve güzel, karakterler ise biraz geri planda kalıyor. Özellikle ana karakterin odun hali veya tam olarak kişiliğinin oturmaması karakterlre alışma/ısınma açısından kötü bir başlangıç oluyor
Aslında çok farklı bir dünya düzenine sahip değil, güç sistemleri,ruhlar veya budizm veya japon kültürüne ait olan şeyler noragami gibi "iblis" konularını işleyen çoğu seri benzer. Özellikle noragmi ile baya benzer. Yer altında "Reimyaku" diye ruhların toplandığı bir nehir var, aynı şekilde noragami de bu olay var diye hatırlıyorum. Reinyaku ruhların toplandığı yer ve bu yerin orada ölümsüz yaratık denilen bir yaratık var. Bu yaratık hukumet tarafından işletilen/tutulan doğaüstü ruh kovma ajansin tarafından mühürlenmiş durumda. Her ünlü ruh kovma ailelerinin bir üyesinde o aileye/kişiye özel yaratık/ruh bulunuyor. Bu ruhlar varisten varise aktariliyor. Varis ve Varisin içindeki ruh birbirine zincir ile bağlı oluyor, eğer varise bir sey olursa ruha da oluyor veya ruha bir sey olursa varise de oluyor ve ayrıca ruhun varisi olan kişinin ömrü azalıyor. Onun dışında bir de "Juugondo" isimli "Ruh kovma ajansina" karşı olan grubun amacı Seeshuseki taşlarını toplamak, Reimyakuyu ele geçirmek, kısaca karşı örgütü yok etmek isteyen ve gücü kendi bencilliği için kullanmak istemesi. Daha sonradan ise amaçları Yönetim değişikliği nedeniyle Kyuubi'yi canlandırmak oluyor.
Kyuubi geçmiş yıllarda doğmuş ve ilk varisi tarafından kontrol edilmiş sonra ise Kyuubi'nin parçalari yayılıyor, 9 tane Seeshuseki ülkenin her bir yanına dağılıyor. Kyuubi'yi tekrar birisi kontrol altına almak için "Tsuchimiya" kalanından olması gerek(Kaguranin klani) ve 9 tane seeshuseki taşının bir arada olması ve sadece bir kişinin yapabileceği ruhların olduğu bir alan da olması gerek(son dediğinden emin değilim_
Buralar baya karışık ve spoilerli o yüzden tane tane açıklayacağım.
Naraku; Kaguran Kyuubi'yi kendine bağlandıktan sonra, Kyuubi'nin dehşet verici enerjisi ile bir çok ruh açığa çıktı ve Naraku tamamiyle ruh dolu bir yer oldu.
Nomi ve İzumi bağlantısı; Nomi en son 10-11 bölümler arasında ölmüştü ama sonradan Kyuubi'nin enerjisi ile yeniden doğdu (Kyuubi'yi kullanan kişi istediği kişiyi canlandırabiliyor) ama bu olay istenmeden gerçekleşiyor. İzumi ise Naraku da yaşayan ailesel problemleri olan ve hem görünüş (hem de kişilik olarak, denilenes göre öyle) Yomi'ye benzeyen bir karakter ve Naraku olayları başlayınca İzumi yerde yatıyor ve Yomi'nin ruhu ile onun ruhu birleşiyor.
Yomi ve Naraku; Yomi'nin içinde kötü ruhlari çeken bir şey var. Bu ise Naraku daki olaylar esnasında, Kyuubi tarafından seçilmiş olduğu için var.
Kyuubi'nin güç işleyişi; İnsanların nefretini emerek beslenen bir ruh ve bu yüzden Naraku da bunlar oluyor
Bu güc ise Yomi içinden işleniyor. Mesela Yomi kötücül seyler besledi mi Naraku'daki sorun büyüyor gibisinden.
Yomi nihai anahar ve Kara Rahibe; Yomi yukaradaki şeyler olduğundan dolayı, Naraku daki olaylarin patlak vermesi için nihai anahtar oluyor. Kara rahibe ismi ise ona koyulan isim, bu isimin anlamı ise Kyuubi'nin baş yardımcısı gibi bir şey.
Kagura-Beyaz Rahibe ve Kagura Nomi ilişkisi; Kagura da seçilmiş olan kişilerden. Yomi'nin aksine barındığı güç ve ailesiden gelen kan için kyuubi tarafından seçilmiş. Ama Kagura'nın amacı Yomi'nin kinden farklı. Kagura'nın sonradan öğrendiğimiz gücüne göre, Ruhlari ve yaşam enerjisini emebiliyor. sonradan öğrendiğimiz bilgi de Yomi ölürse "Kıyamet günü" planı gerçekleşecek, çünkü kyuubi'nin insanlardan emdiği kötücül güçler açığa çıkacak ve yayilacak. Yomi ise bunları depolayan birisi, eğer ölürse patlar ve her yere yayılır. Kagura ise bu gücü emerek çıkarmaya çalışıyor._
İlk başlarda odun olan bir karakterdi, daha sonradan bu odunluğunu kaybderek daha düzgün bir karakter oldu. Karakterin genel olarak sevgi-Arkadaşlık,secim, yalnizlik ve güçlenen üzerin temaları var, bunlardan beni en çok etkileyen Arkadaşlık-sevgi ve yalnızlık oldu. Arkadaşlık-sevgi ve yalnızlık Karakter ilk bölümde gayet ilgi çekici bir başlangıç yaptı, ruhları görebilen ve bu yüzden sevgili yapamayan ve bu konuda yalnızlık çeken kendi gibi birinin olmamasından yalnızlık çeken bir karakter. Ve bu tema arkadaşlım teması ile birleşince daha iyi bir gelişim oluyor. Karakterin Kagura'ya daha yakınlaşması, arkadaş ilişkilerin gelişmesi ve yalnızlığını atması güzel işlenen bir tema olmuş. Bu tema çok fazla surudrulmüyor, sonlara doğru bunu pek goremiyoruz ki bunda bir şikayetim yok. Çünkü karakter ilk başlarda sevgiyi ve arkadaşlığı ogreniyor ve bu da Kagura ve Yomi'nin kaçtığı yerlerde veya Kagura'nın içine Kyuubi girdiği yerde sevgi ve arkadaşlık teması güzel bir alt yapı oluşuyor. Karakterin dünya mı yoksa Arkadaşım mı arasında iklem de kalması karakterin hem içme çatışmasilarini ilgi çekici yapıyor hem de karakteri derinleştiriyor. Arkadaşlık-sevgi-Sosyallesme olarsk başlayan tema yavaş yavaş içsel catismalara, seçim temalarına gelişiyor.
Kagura karakteri ilk başlarda eğlenceli,saf ve işinden ehli birisi olarak karşımıza çıkıyor ama daha sonradan Geçmişi ve çektiği zorluklar ile çok daha ilgi çekici bir karakter oluyor. Karakterin bir kaç yerde hızlı gelişim veya detaysız isleniş sonucu belirsiz gelişim aldığıni hissetmiştim. Bu biraz karakterin duygularina tanınan zamanin az ve yetersiz derinlite olduğu yüzünden olabilir. Yine de karakterin geçmişi ve temaları karakteri iyi yapmayi başardı. Karakterin Kensuke ile olan ilişkisi; Ara sıra bazi karakterler tarafından Kaguraya "Kensuke'yi de bu işe sürükledin" gibi atımlarda bulunuyordu bu da kaguranin suçluluk duygusunu ortaya çıkarıyordu ve bu yüzden bütün herşeyi kendi yapmaya çalışıyordu, bütün sorumluluğu kendi almaya çalışıyordu, sadece Kensuke'nin sorumluluklarını değil bütün sorumluluklari kendi başına alıyordu._

_Bu sahne de artık kagura arkadaşların önemini, onların da kendisni koruyacağını ve genel olarak hislerini söylemeye korkan birisinden ziyade, hislerini aciklayabilen gerçek arkadaşları olduğuna inanan ve onlara güvenen biri haline geliyor, gerçekten kaguranin en iyi sahnelerinden birisi. Tam olarak Kagura açısından Arkadaşlar ve arkadaşların önemi gibi temalar yüzeysel ve az zaman taninarak işlese dahi diğer şeyler açısından çok iyi bir gelişimdi.
Kagura genel olarak Duygusal gelisimi, güven, arkadaş iliskileri,sorumluluk, kendini kabullenme ve özgürlük gibi temalar ile serideki en iyi karakterlerden birisiydi._
Yomi; Yomi karakteri genel olarak her zaman toplum tarafından itilmiş ve kötülüğe maruz kalmış. Kyuubi tarafından seçilmesi veya Kazuhironun ona Seeshuseki vermesi veya annesi babasıni olümü gibi hep başına kötü şeyler gelmesi onu intikama ve Öç alma arzusu ile doldurulması onu trajik bir karakter yapıyor. Karakterin genel temaları trajedi,dişlanma,intikam ve derinliği çok iyi bir karakter oldu benim için. ideoloji ile de baya ilgi çekiciydi.
Shizuru; Güzel olabilecekken az zaman tanınmış ve ana dinamiğinin pek düzgün islenememsiyle pek sevemedigim bir karakter oldu. Eğlenceli bir karakter ama o kadar iyi islenemedi. Ablasi ile olan dinamiği veya bu karakterin de özgürlük arayışi ve arkadaş teması diğerlerine göre daha az vakit tanınmıs ve yeteri kadar ilgi çekici olamamış.
Kötü karakterler;Kazuhiro, setsuna, Kyuubi gibi karakterler cidden çok düşük kalıyor. Serinin dn büyük sorunlarından. Mesela Setsuna karakterinin Shizuru ile olan dinamiği Çok yüzeysel. Setsuna'nın geçmişi güzel olsa dâhi(Zihin okuma gözüne sahip olduğu için babası Setsuna'yı tahtını kapacak bir tehlike olarak görüyor ve onu öldürmeye çalışıyor) tam olarak amacı ve dinamikleri güzek işlenememiş. Gerçek amacı Shizuru'yu babasından kollamakmış, Ve bu ise bizim nine tarafından söyleniyor. Nine nasıl bunu anlayabiliyor, bize hiç gösterilmedi aralarındaki konuşmalar/detaylar?
Amacı Shizuru'yu korumak ise böyle mi koruyacak? Diyelim amacı Shizuru'yu düzgün yetişkin birisi yapmak ise ve onu destekleyen arkadaşlar gördüğünde amacı basarilmiş hissetti ama bu bize düzgün açıklanmadı bile? Kyuubi ile ilişkileri ne?(Sadece Setsuna için değil Kazuhiro bile annesini canlandırmak için kyuubi'yi canlandırıyor, Kazuhiro da pek düzgün islenemeyen bir karakter zaten). Kyuubi ise yüzyıllar önceden beri Doomsday planını düşünmüş falan, o kadar başka hikayede gözükmüyor Neden bunu yapiyor? Kyuubi'nin önceki varisleri kim? Kac kişiydi? Rahipler şansa bala mı seçild?falan bunlar ucu açık şeyler. Kötü kahraman açısından çok düşük seri(Yomi dışında).
Diğer yan karakterler; Kyouko ve Büyük abi sadece olmak için karakter. İzuna gerçekten güzel karakterlerden birisi (kişiliği ile Xerxes'e (Pandora hearts) çok benzettim) ama onun kadar iyi değildi ama gene de diğer karakterele göre daha iyidi, fedakarlığı, yomiye olan sevgisi gibi şeyler onu hem eğlenceli hem de fedekar ve anlamlı bir karakter yapıyor bence. Tsuiana ve Souizeimon aralarındaki ilişki o kadar iyi değil bence ama gene de idare eder olabilecek karakterler. Ruh kovna birliğinden gelen diğer karakterler ve geri kalan bos karakterler gereksizdi hikaye içinde vasfi yoktu. (Kensuke ve kara rahip koruyucularindaki kılıç ustası ile ilişkisi Çok yüzeysel ve anlamsızdi bence aynı şekilde o kılıç ustasının gelişimi de.
Hikaye'nin yan temaları gayet iyi işleniyor, karakter gelişimleri ve ilişkelri iyi işleniyor ama tabi ki de beğenmediğim şeyler var.
Olaylar birazcık fazla hızlı. Serinin çok fazla isleyecek konusu yok ve tekrar tekrar ruh avlama olaylarına girerse sıkıcılaşabilir ama gene de bazı olayları çok hızlı gecmesi benim için biraz kötü oldu. Örneğin Konunun başlangıç yerleri, buralar yavaş yavaş ilerliyordu sonradan yomi geldi Reimyaku açtı, felaket olaylar yaşandı falan baya hızlı ilerledi oralar. Genel olarak olaylara ön bakış ve tanıtım yeri olsa dâhi biraz hızlıydı. Veya Setsuna ile olan savaş, buradaki Setsuna'nın hareketleri çok saçmaydı, amacı ile karşılaştırıldığında, bunun ile birlikte Ani baskın yapmaları sonra onlar aramaları ile buralar çok hızlı ilerlerdi. Karakerlerler arası ilişkiler veya olayların oturma süreci gibi şeyler çok üstün körü geçildi. Ve bunlardan sonra Kensuke'nin kaçırılışı ile ardındaki savaş çok hızlıydı. Savaşta bir çok karakter motivasyonu, gelişimi heba edildi bence. Setsuna'nin geçmişi ve amacı, Kazuhiro'nun amacı, Setsuna &Shizuru ilişkisi, Diğer çoğu kötü karakterler gibi şeylere çok az zaman tanındı ve üstün körü geçildi Savaş kısımları da pek iyi değildi bence.
Sonralara doğru gelişen işleniş te yavaş bir başlangıç yapıldı ama sonradan baya hızlandı, özellikle geçmiş olayların anlatımını biraz daha detaylı veya görselli şekilde anlatilmasini isterdim çünkü birazcık anlasilmiyordu.
Serinin başında beri vurgulanan özgürlük temasınin sonucu beni hiç tatmin etmedi. Yomi Soyağacı, Kader gibi şeylerin kurtulmasını amaçlıyordu ve bu temalar Kagura karakteri ve Shizuru karakternin üstünde "özgürlük" ile bagdastirilararak isleniyordu ama sonradan bu bir sonua varmadı gibi hissettim. Ruhların gitmesi ve soy ağacı saçmalığın sona ermesi ile biten bir özgürlük teması daha inandırıcı ve gerçekçi olurdu bence. Serinin sonundaki Özgürlük teması arkadaşlarim ile mutlu olma gibi lanse edilerek bitti bu yüzden tam olarak istediğim şeyi alamadım._
Kader'in değişimi; Kader teması da düzgün bir sonuç almadı bence. Karakterler'in kader temasında bahsetmiyorum. Kagura'nın kader teması güzel işlendi ve İçindeki Byakuei gitmesi ile güzel son buldu. Ben serinin ana hikayesindeki kader den bahsediyorum. Ruhlar yok olmaması ile birlikte yaşlı adam "Seeshuseki'ler tam kaybolmadı bir gün tekrar geri gelebilir eğer insanlık düzgün durmazsa" gibi bir şey dedi. Burada insanlığın nefreti, savaş açısından güzel mesaj verilse de (Kyuubi'nin insanın kötülüklerinden güç topladiğı ve bu yüzden bunlar olduğu için Eğer insanlık kötü şeyler yapmazsa savaş yapmazsa Kyuubi geri gelmez, Bunu anlamı ise Kısaca Savaş ve kötülük yapmayın) Kader teması açısından ucu açık bir son oldu bence ama gende güzel bir son.

Kensuke'ye verilen Seeshuseki Çok zorlama bir tercih olmuş. Yomi'nin ona saldırması ile ona Seeshuseki gelmesi ve saldırıdan kurtulmasi bana zorlama geldi
Kotü kahramanların motivasyonları çok üstün körü geçildi
Kensuke'nin Kyuubi tarafından ele geçirilen Kagura'ya olan konuşmasında ki süre çok azdı, bu da birazcık yapay ve plot armor hissiyatı verdi. İmkansız gibi bahsedilmesi ardından bu kadar basite indirgenmesi zorlama hissettirdi
Kyuubi'nin rahip seçmeleri, Korumaları ve Kyuubi'nin eski varisleri ile eski hikaye çok yüzeysel geçildi
Yomi ve Kagura'nın tekrar bir araya kavuşması ve Kagura'nın unutkanlığın yenmesi çok basit anlatıldı
Bazı olaylar sadece ana olay örgüsü ilerlesin diye kısaca anlatılması zorlama hissettirdi
Su ikide bir gelip vahiy veren karakter kim? Buna düzgün değilmedi, sadece ruh falan dendi
_Komi Kagura'dan "seni seviyorum" cümlesini duyunca direkt fedakarlık yapması biraz hızlı gelişim oldu bence

Gelişimi hızlı oldu demiştim ama gene de Fedakarlığı çok iyiydi ve serinin en iyi sahnelerinden birisi. Yomi hayatı trajedi'den oluşuyor nerdeyse, Ailesinin ölümü gibi onu derinden etkileyen şeyler ile yavaş yavaş onu kötülüğe sürükleyen şeyle oluyor ve böyle olduğunda ise karakter toplum tarafından dışlanmış konumuna düşüyor. Bir kaç sahne de bunun hakkında bahsediliyordu. Yomi ile ilişkisinin gelişimi gayet iyi işlenmişti ve bu sahne de gerçekten hala oni kurtarrmaya çalışan kişileri görünce kendini arındırarak feda ediyor_

Burada Yomi ve Kagura'nın kaderinden bahsediliyor. Buradaki karakterlerin kaderi Ying Yang'a sembolizm gösteriyor. Yomi Yin'i temsil ediyor, Kagura ise Yang'ı. Yomi Kaderinden gelen Kyuubi'nin seçtiği kara rahibe olarak veya yaşadığı şeyler olarak karanlık tarafı temsil ediyor ama tabikide icinde aydinlik taraf var bu da zaten sondaki fedakarlığı ile oluyor. Kagura'nın da öyle mükemmel geçmişi yok ama iyi olduğu için yang'ı temsil ediyor ve içindeki kötülük ise Kyuubi'nin enerjisi olabilir. Burada iki karakter arası işlenen kader teması da var, İki karakter geçmişte 2 kere savaşıyor ve ikisinde de Yomi mağlup oluyor ama sonradan tekrar bir araya geldikten sonra tekrar zit kutuplara düşüyorlar bu da ikisinin kaderinin asla birbiri ile birlikte olamamasıni temsil ediyor bu da aynı zamanda ying yang a sembolizm oluyor.
Final olarak beğenmediğim şeyler var beğendiğim şeyler var. Bazı temaların sonu ucu acık bitmiş ve karakter gelisimleri biraz hızlıydı. Birazcık arkadaşlık temasına ağır basan bir final oldu. Ama onun dışında bazı temaları, sembolizm ve sonuç kısımları oldukça tatmin ediciydi. Genel olarak seriyi sevdim, ilk başlarda çok fazla sevmesen dahi sonradan daha çok sevmeye başladım ve üstüne düşününce daha çok sevdim. Bazı şeyler pek fazla anlatilmasa dahi veya yüzeysel islense dahi genel açıdan güzel bir mangaydı._






Manga da çok fazla karakter var ve bunların çoğu yüzeysel işleniyor, böyle olunca da pek hatırlanabilir bir tarafları olmuyor. Mesela İmparator seçmenleri çok yüzeysel işlendi. Karakterler sadece amacı olduğu zaman gösteriliyor, Elseria'nın babası veya onun gibi İmpartor seçmenleri, Glenn'in babası veya çoğu 7 kahraman gibi, karakterler sadece, hikaye o karaktere odaklandığı zaman işleniyor ve tanınan zaman da bir hayli az. Örnek olarak: İschüdien; Hikayeye sonradan dahil oldu ve pek fazla zaman tanınmamadı. İmpartor kralı gibi veya Glenn'in yanında savaşan insanlar gibi, bir çok karakter sonradan tanıtıldı ve az zaman tanındı_
İlk başlarda gayet aralarında iyi bir dinamik vardı, İkisi de kendi idealleri için savaşıyordu. Koinzell intikam almak için, Elseria ise kendi adaleti için ama karşı tarafın idealini anlama ve kabullenme süreci çok yüzeyseldi, aralarında süzgün bir gelişme sürdülemedi.

Tekrar konuya dönersek. Çok yüzeysel kalmış bir dinamik ve dinamik gelişimi olmuş. Kaplıca sahnesi ile bu dinamik tam olarak bitmiyor, ondan sonra ki sahne " Koinzell vs İkfes" sahnesinde Koinzel Elseriya "Senin ile birlikte adalet için savaşmak çok da kötü bir fikir gelmiyor" diyor. Elseria burada da Koinzell karakterine daha çok empati besliyor. Bunun onceki sahnelerin de de buna benzer şeyler olmuştu, Koinzell'in Jullas-Ablas halkını koruması gibi şeyler olmuştu ama bunlar Elseria karakterinin üzerinde güzel işlenememiş.
Koinzell tarafında ise bu gelişim nerdeyse hiç gelişmiyor ama Koinzell zaten hic bir zaman kendi ideallerinden vaz geçmiyor. Ama Koinzell'in "İstersen beni öldür, ben 7 kahramanları öldüren kahraman katiliyim nede olsa" veya üsteki diyaloglar gibi karakterine saçma diyaloglar ile cevap veriyor, bu bir tür manipülasyon yönetimi olarak sayılabilir. Böyle diyerek kendine inanması için onu inandırmaya çalıştırması gibi ama hiç sanmıyorum.

Aralarindaki ilk savaş Barestar'ın uçan evinde oluyor. Bu savaşta, İkfes'in özgüveninin sarsılması ve kendi ideallerine ulaşabilmek için daha çok çaba harcaması gerektiğini fark etmesi anlatılıyor. Koinzell ise ilk tefa bu kadar güçlü düşman ile savaştığı ve "Kara kanat" tekniğini kullanması ile ona hem bir "Kara kanat" kullanıcısı olarak hem de gücüne saygı duyuyor. Böylece aralarındaki etkileşim böyle başlıyor.

Bu karşılaşma, Lord Labelont'un Arcın da gerçekleşiyor. Bu arc'a kadar ki süreçte İkfes kendi idealleri, amaçları için çok daha azimli oluyor, Labelont'un ordusuna katılıyor ve onun ile anlaşma yapıyor. Koinzell ise birazcık güçleniyor.
İkfes ile olan savaşında İkfes'in Kfer'in çocuğu olduğunu öğreniyor, ve ona tüm gücünü kullanmak istemiyor ama aralarında hem dostça hem de düşmanca bir savaş geçiyor. Bu savaş içerisinde Koinzell İkfes'e övgüler ediyor ve onun eksiklerini söylüyor. Savaş sona erdiğinde, İkfes kazandığında ise, Koinzelli öldürmüyor ve güzel savaştı deyip ona el uzatıyor.

Her ne kadar Laberonta arc'ındaki savaşta, aralarındaki ilişki ve dinamik süreci gelişse de, yine de aralarındaki dinamik çok detaysız ve hızlı oldu ve bunun ile Kfer'in ailesini kabullenişi de çok hızlı bir gelişme oldu. Bunu daha uzun bir sürece yaysalar ve karakterler içinde bunu daha detaylı işleseler daha iyi bir dinamik ve gelişim olabilirdi.
Burada hızlıca pek detaya almadan geçeceğim. Ato'nun Koinzell'i kabullenişi çok hızlıydı, o kadar süre ondan intikam istemesi ve sonra dediği bir kaç şey ile hem kendini kabullenmesi hem de Koinzell'e saygı duyması çok hızlıydı.
Pago karakteri ve Ahtopat karakteri arasındaki dinamik çok sıradan ve yapay geldi
Peepi karakteri geçmişi çok açık bırakıldı (Belki de ben hatırlamıyorum) Sonra da tanıştığı diğer kendi ırkındanki kişiyi Glenn'in tarafından görmesi falan pek etkileyici değildi.
Elseria grubu ve kozell; Elseria grubundaki kişiler çok yüzeysel. Rozen karakteri ise çok aptal ve aptalca yazılmış; Kendini Sorgulamari, kime guvenecegi gibi şeyler ara sıra detaylı gosterse de, bunların bir düzgün sonucu olmuyor.
7 Kahraman, schemwölech; Çok kısa ve Gereksiz gaddar bir karakter ve tam olarak otoritesu düzgün islenemedi, ve kişiliği gibi, işleniş açısından harcanmiştı
Baresta; Genel olarak sonradan ortaya çıkması ile biraz başlangıcı iyi değildi ama Paronayak'ligi, kıskançlığı gayet iyi işlenmişti.
İschedüien; Çok geç gösterilmesi ile Direkt Glenn'in tarafını tutup onun adamı olması ve sonradan hemen ölerek harcanması. Çok az zaman tanınan ve geç götserilen bir karakterdi.
Labelont; Hem diğerlerine göre daha fazla süresi olan ve gelişim süreci en inandırıcı olan karakterdi. Kendi planın işlemesi ve sonradan çöküşe ve deliye donmesi iyi işlenmişti. Ayrıca oğullarına da hikayede yeterli zaman verilmişti.
İlk gösterildiği zaman, idealleri ve psikolojisi çok iyi açıklanmadı. Bir gün geçmişte yaptığı "hata"nın geri geleceğini biliyordu ve bundan az da olsa pişmanlık duyuyordu. Ve bunun için şehre daha katkı bulunması ve bu bulunma ile bir nevi pişmanlığını gidermesi konu alıyordu. İlk başlarda idealleri tam olarak oturmamasıyla birlikte pek çok da belirginleşmemişti. Tekrar dirilmesi ile amacının daha belirgin olması ve istikrarlı olması onu güzel yapan etkenlerden. Ve geçmiş sürecindeki psikolojisi en çok açıklanan karakterden. Geçmisteki kibiri, kıskançlığı ve bu duyguların da duyduğu pişmanlık ile amacının oturması, ütopik, kimsenin bir şeyden korkmadığı ve adaletin olacağı bir dünya yapmaya çalışması ile bunun sadece güçlü olanın yapabileceğine inancı, Hem geçmişteki yaptığı şeyin bir gelişimi, hem de karakterin düşüncelerin gelişimi iyi işlenmiş ve istikrarlı olması, onu yapan güzel şeylerden birisi benim için. Sondaki hızlı ölümü ile her ne kadar harcansa da, idealleri ile güzel bir karakterdi, hatta en iyilerinden.

Ve geri Kalan karakterlerin çok sonradan ortaya çıkması ve çok yüzeysel kalması, karakterler açısından biraz düşüm bir seri sunuyor.
Genel olay örgüsü, Koinzell tarafından ilerliyor. Ara sıra başka yerleri gösterse de onları düzgün işlemeyi beceremiyor.
Mesela, Her karakterin olay örgüsü; Kesinlikle serinin en büyük eksiklerinden. Bir karakter arc bittiğinde aniden kayboluyor, veya gösterilmiyor, sonradan başka bir yerde karşılaşıyorlar veya ortaya çıkıyor. Elseria karakteri hep Koinzell ile karşılaşıyor ama karakterin kendi olay örgüsü, karakter yolu ve macerası bize pek gösterilmiyor. Bu diğer karakterlerden de örnek verilebilir. Peepi karakteri gidiyor sonra geri geliyor falan. Bunlar karakterlerin olay örgüsün, çok kopuklaştırıyor ve olay örgüsünü çok gelişe gelmiş yapıyor, bu da maalesef serinin gerçekçiliğini ve olay örgüsünü zayıflatıyor. Karakterlerin düzgün işlenmemesinin sebeplerinden biri de bu.
Gelişe geldik olay örgüsü demişken, Gerçekten olay örgüsü çok gelişe geldik. Mesela Prenses Klavria ile tanışmaları ve sonra hemen arkadaş olmaları gibi çok gelişe geldik olay örgüsü var. Bu sorunda genellikle diğer sorun olan "Arclarin bitişi" yüzünden oluyor
Arclar cok hızlı bir şekle kapanıyor, Mesela Labelont'un arcında, Koinzell ve İkfes'in savaşı bitiyor ve ardından arc bitiyor. Kestikleri yerden sonra ne oldu, şuan ne oluyor gibi şeyler 1-2 Panel deki yazılar ile anlatılıyor ve sonra tekrardan yeni olay örgüsü başlıyor. Çok hızlı arc geçişleri ile de karakterlerin ne olduğu, nerede olduğu gibi şeyler de çok üstü açık bırakılıyor.
Arc bitiyor, Elseria olsun, Koinzell olsun, Peepi olsun, İkfes olsun onlardan haber yok, sonra aniden arc'ın bir yerinden çıkıyorlar ama o zaman zaten arc'ın konusu başlamış oluyor ve çabucak diğer arc'a geçiliyor. Yani bu kadar az zaman tanıyamazsın karakterlere veya olan olaylara. Tak tak diye bir sürü konu işleniyor, bu nasıl anlatım biçimi, gerçekten bir şeyi anlamak için neden yap boz parçaları gibi bir şeyleri birleştirmeye çalışıyoruz. Düzgün yavaş bir şekilde anlattılabilir.
Genel sorun, Arcların hızlı bitişi, Karakterlerin olay örgüsü çok kopuk, Olaylar çok hızlı ve fazla, Gelişile geldik olay örgüsü gibi etkenlerden dolayı olay örgüsü kötüleşiyor
En çok konuşacağım şeylerden birisi bu olacak. Her şey çok yüzeysel, üstünkörü ve detaysız işleniyor veya çok sonradan değiniliyor veya hiç değinilmiyor. Büyünün var oluşunun imparatora gibi etkenler.
Büyünün var oluşu bize hiç tam olarak açıklanmadı, halk tarafından kullanımı veya tam olarak nasıl büyüler olduğu gibi şeyler hiç açıklanmadı. Sadece Blatt okulunun var olması çok saçma. Wistech'ler tarafından gelmiş olan Kara büyü ise, nerdeyse herkesin elinde var, 10 İmparator seçmenleri uyuyor mu acaba? Seçtikleri İmpartorları hiç incelemiyorlar mı? Ato'nun elinde kara büyü var fırlatıyor sonra diğer kahramanlar full kara büyü kullanıyor falan, cok garip. Kara büyü yasaklanmış deniliyor ama hiç buna dair bir uygulama ve incelenme bile yapılmıyor veya bunun hakkında dedikodu dolaşmıyor.
Schemwölech'in olduğu şehir; Bu şehirdeki yoneticiler, yönetim gibi şeyler boktan. Schemwölech kendi karargâhının içinde kadınlara deney yapıyor veya kendi adamları halka gaddarlık yapıyor sebebsizce insanları öldürüyor ve hiç bir şekilde 20 yıldır bunun halk arasında dedikodosu dolaşmıyor. Sadece ana karakterler geldiğinde mi, bir şeyin ne olduğu ortaya çıkıyor. Evet bence öyle, çünkü hiçbir şekilde sorgulama veya halkin durumu gosterilmiyor. Duvarlarin ötesinde 7 Kahramanların yönetmediği yerler var. Buralarda herkes karşı tarafa kaçmak istiyor, oradaki ekonomi durum gibi şeyler azda olsa değiniliyor ama bu ülkenin hiç diğer ülkeler ile bir alışveriş sistemi yok mu ki var. Oradan kalkan arabalar veya uçakımsı şeyler gibi alışveriş ve pazarlık var, o zaman neden buradan kaçmak istiyorlar. Ayni şekilde Jullas-Ablas da böyle ama gayet mükemmel bir şehir.
Neden halk hic bir şekilde sorgulama yapmıyor veya bize gökterilmiyor. Politik anlamda atılmalar da bulunsa dahi hiçbir şekilde detaylıca değinilmiyor. Yöntemin,Kahramanlarin otoritesi gibi her şey yerlerde. (Bu Koinzell'in kahramanlari öldürmesi ile başlamış olamaz. Çünkü bariz halk ve askerlerin arasında baya fark var ve Kahramanlar veya onların adamları gibi şeyle genel olarak hep perde arkası iş yapan kişiler, Bunların halk arasında bir sorgulaması neden olmuyor). Halk neden 7 kahraman 7 kahraman diye onlara tapıyor koyun gibi. Bir kaç yerde bu gibi şeyler vurgulanıyor, mesela Ato "Kahraman, kahraman deyip duruyorsun, hiç onun birisini kurtardığını gördün mü" diyor. Bu şekilde düşünen insan sadece ato mu? Hehe mangaka bunu düşünebilmis bazı karakterleri geçmisin de "İsyancılar" falan geçiyor ama bunlar niye isyan etmiş gibi şeylere değinilmiyor.
Eşitlik gibi temalar çok üstün körü geçiliyor. Bunların üzerine ya hiç durulmuyor ya da öylece geçiliyor. Politik ve siyasal bir yapın var ve bunları düzgün isleyemiyorsan maalesef bu kötü bir evren yazımdır.
Baya böyle sayacak şey var. Karakterler, dinamikleri, gelişimleri gibi şeyleri saydım. O yüzden onları söylemeyeceğim. Daha çok Anlatış persektifine dayanarak soyleyeceğim. Manga genel olarak Koinzell'in açısından bir şeyleri işliyor. Mesela Şehirler, sadece o arc içinde işleniyor(düzgün islenmiyor) ve sonradan oradan geçilince unutuluyor. Ne sonra ki şehri ne de önceki şehri işliyor, sadece koinzell'in açısından işliyor.
JBST(sanırım böyle) Anlatım tarzı açısından dolayı bu şehir deki, iç savaş, haneler, haneler arası iliskiler ve karakterlere düzgün değinmediler. Anlatım tarzından dolayı bu haneler arası ilişkileri önceden anlatamazlardi, bu bir gerçek. Peki anlatmaya basladiğından itibaren hanelerin Yüzeyselliği, detaylı bir geçmişin olmaması ve karakterler, işte bunlara değinebilirdi ama tabi ki de bunlara da zaman vermedi. Elseria karakteri iki hanenin arasını bir konuşma ile duzeltti. Ne hanelerin ülkeye etkisi ne ilişkileri ne karakterleri düzgün islenebildi. Aa Elseria bir konuşma yaptı barıştılar. Peki niye böyle yüzeysel oldu, tabi ki de olayları hızlı vermesi yüzünden. Labelont JBST'ye gelip Koinzell'i arayacak ve bu yüzden olayları çok üstün körü biraktilar.
_Mangaka sonlara doğru o kadar hızlı ilerledi ki artık zaman atamaları yapmaya başladı. 10 gün 20gun diye zaman atlamalari yapiyor. 80-90 bölümden sonra çoğu şey böyle oluyor.
Evet Glenn tekrar geldikten sonra, manga berbat hale geldi. Labelont ile savaşı fena değil desem bile, bu bile fazla. Aralarındaki savaş ve olayların geçişi hızı o kadar hızlıydı ki, çoğu olay yazılar ile sonradan anlatlıyor. Bu arc'lar da,karakterler de çok saçma bir yerden çıkıyor veya hic gösterilmiyor, buralar tam fiyaskoydu. Labelont öldükten sonra aşırı bir hikayesel değişim oldu. Glenn imparatoru yok etmeye başladı. İlk başlarda her karakter bir yerden firlayarak çıktı, hiçbir zaman karakter nerede falan anlayamiyoruz zaten. Sonra şansa bala birbirlerini buldular ve hemen plan yapmaya başladılar. İmparatorlari falan kendi sahalarına alacaklar, ne imparatoru, kac tane imparator düzgün gosterildi ki zaten. Böyle bir çok olayı hızlıca geçtiler ve Yeni Glenn'in savaşçıları da var. Bunların çoğu kim olduğu belli değil diğerleri de pek tanıtılmayan karakterlerdi. Bunların hepsini teker teker öldü ve hızlı bir şekilde sonra savaş çıktı, o buna ateş açıyor, o buna vuruyor. Glenn de nerdeyse hic savaşmadan öldü aynı şekilde ishchüdien gibi karakterler de harcandı, nerdeyse çoğu kötü karakter harcanması ile, müttefik karakterler de çok az gösterildi. Ve bunlarla birlikte olaylar çok hızlı gelişti. Genel olarak Glenn'in ölümü, diğerlerin ölümü, konuların islenmesi ile her şeyi hızlı şekilde degistirdiler ve işlediler.
Manganın işlenişi çok yüzeysel.
Olay Örgüsü çok gelişe geldik ve hızlı.
Karakter gelişimleri çok yüzeysel ve ani
Temalar çok yüzeysel
Yönetim-Politika gibi şeyler var ama yok gibi
Halk npc gibi, Hiçbir şeyi sorgulamıyorlar
Büyü ve kara büyü gibi şeyler çok yüzeysel
Savaşlar, tak tak 1-2 tane kılıç çarpıştırma, sonra kara kanat, bitti şeklinde veya bomba,ateş gibi şeyler
Çizimler çok hoş ve detaylı
Karakterler ilgi çekici
Bazı savaşlar stratejik anlamda iyi
Konu güzel
Evreni ilgi çekici
Koinzell & Glenn ilk karşılaşma
Koinzell vs Pago
Koinzell nasıl o kadar ordunun içinde glenn'i öldürüp çıktı (1.öldürülüşü)
Lord Labelont İkfes ve Koinzell'e büyü atıyor, İkfes Koinzell'in dibindeyken hiç bir şey olmuyor ve daha uzakta çiziliyor.
Koinzell şansa bala kurtulma,ölmeme
Koinzell'in geçmişini sorgusuz süalsiz kabullenişleri
Finali güzel değildi. Sondaki acelelik ile hızlı bir final yaptı ve savaştan sonra karakterlere ne oldu, Ülke'ye ne oldu, İmparator seçmenleri gibi şeyler gösterilmedi. Son final de pek etkileyici değildi, Koinzell'in intikamını alması ve sonradan amacına ulaşması daha dramatik bir şekilde verilebilirdi bende.
Genel olarak kötü bir mangaydı bence. Karakterlerin gelişimi çok çöp edilmişti, Hikaye çok aceleye geldi ve değişik bir ton aldı, Karakterlerin dinamikler hızlıydı, karakterler arası diyaloglar çok azdı buda aralarındaki etkileşimi gibi şeyleri azalttı, Şehir-Yönetim-Halk gibi şeyler çok üstü açık bırakıldı, Savaşlar çoğunukla çok yaban, Final pek etkileyici değildi. Elle tutulur çizimler ve verdiği atmosfer ve yarattığı detaysız evren iyi olabilir bir de bazı karakterlerin kişliği gibi şeyleri ilgi çekici ve güzel buldum. Okunulmaya gerek olmayan bir manga bence.
1) Glenn
2) Elseria
3) Koinzell
4) Ato
5) Lebelont
6) Ikfes
7) Peepi
1) 5 The New Hero CH39-65 7/10
2) Vengeance CH66-83 6/10
3) War of Heroes CH108-116 5.5/10
4) First one in the Hunt CH14-38 5.3/10
5) Prologue CH1-3 5/10
6) The path to the 7 Heroes CH4-13 5/10
-7) Lord Glen CH84-107 4.5/10
8) The New King CH117-141 4/10
9) The Finale CH142-170 3.5/10
Genel olarak mangayı baya gömdüm ama tabi ki de zevk aldığım ve beğendiğim bir kaç şey oldu. Beni devam ettirmeye iten karakterleri ve olayları ilgi çekiciydi. Ama kesinlikle çoğu karakter ve olay örgüsü düzgün bir yazıma sahip değildi. Neden bu karakter bu kadar derin değil diye bir sorunum yok, sadece yapmaya çalıştığı şeyleri yapamayan ve çoğu şeyi yüzeysel işlediği için beğenmediğim bir manga oldu.

At first, I didn’t really like the comedy parts, but over time, they started to get better. So, it definitely has an above-average level of comedy.Even though the comedy leans a lot toward ecchi, it manages to be funny from time to time. The ecchi parts are not bad either.
Romance: There’s not exactly a singular focus on romance, but it's more harems-like. The main character eventually figures out who he truly loves, and this creates a romance. The protagonist has something going on with each girl: fun, romantic, or ecchi moments, but beyond that, the protagonist questions concepts like “What does it mean to be in love?” I think the general romance theme is handled in a different and nice way.
Without a doubt, the most fun and attractive character in the series. She carries the manga. I was expecting a little more detailed backstory. Some parts made me think she was a character who would want to avoid adult responsibilities and instead live a carefree, childlike life. Because She said once "Being an adult comes with responsibilities."
Her dialogues give off that feeling. There wasn't a deep dive into her past. Kouta was looking at pictures in her room, and there was an image of her being sad, but why was she like that? I would have wanted more details on her emotions, but still, she’s the best character in the series.
It was a great scene,and it worked well as a foundation, but the rushed tone of the last scenes made it lose its impact for me a bit.
Although I liked some aspects of this part of the series, I didn’t like how Kouta’s confession and his character development were handled with his father’s sudden departure. This could have been done in a different way to make the ending better.




